Gururla Sunar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gururla Sunar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evet, artık final bölümümüzdeyiz. Uzun bir süre önce başladığımız Green Lantern TAS yolculuğumuz, bu bölümle son buluyor. Aslında bu finalin sebebi, birçoğunuzun bildiği üzere dizinin iptal edilmiş olması. Bu, DC Comics karakterlerine ait animasyonlarda bir ilk değil ve zaten son da  olmadı, bu animasyon dizisinden daha kaliteli olan birçok seri de iptal edildi. Bu yüzden dizimizin iptal olmasına pek şaşırmamak gerek aslında. Green Lantern evreni oldukça büyük bir evren ve sinemaya uyarlanışı da oldukça sıkıntılı oldu. Düşünsenize, DC Comics’in uzaya ve farklı evrenlere açılan kapısı olan Green Lantern, aslında oldukça önemli bir yere sahip ve hem sinemada hem de televizyonda maalesef başarılı uyarlanamadılar. Bana soracak olursanız, zaten kendi kendisine yetebilecek birçok karaktere sahip bu diziye Aya ve Razer gibi karakterleri eklemek gereksizdi. Ufak sürprizlerle bazı kahramanlara atıfta bulunulsa da bence bu yetersizdi, en nihayetinde animasyon dizisi olarak bu kadar çekingen davranılmamalı ve Superman, Batman veya hiç olmadı ufak tefek DC Comics kahramanları ile bölümler zenginleştirilebilirdi. Fakat bunun yerine Aya ve Razer gibi karakterler diziye dahil  edilerek, özellikle ikinci yarıdan sonra bunaltan bir aşk hikayesiyle süslediler diziyi. Ama şimdilik bu kısımları atlayalım isterseniz. Tahmin edebilirisiniz ki bu yazı final bölümüne ait bir yazı olduğundan, önce bölüme değinmek daha iyi olacaktır ve sonrasındaysa tüm bölümlerin genel bir değerlendirmesini yaparak yirmi altı bölüm içinden en iyi beş bölüm ile yazıyı sonlandırmak istiyorum.
 
 
Aslında final, tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Love is A Battlefield bölümünde de sinyallerini az çok almıştık zaten bu tarz bir finalin. O bölümde az çok hatırlıyorsanız Aya, Razer’ı gördükten sonra birden tavır değiştirmiş ve gezegeni yok etmeden Zamaron’dan ayrılmıştı. O dakikadan sonra fark edildi ki, finalde düğümü çözebilecek bir durum olacaktı bu. Düşündüğüm şey gerçekleşti, finalimizde Razer’ın sayesinde tüm varlıklar kurtuldu. Genel olarak baktığımızda sonu itibariyle düşük bir final ancak diziyi kendi içinde değerlendirirsek, izledikleri yolda yapabilecekleri en iyi final zaten bu olacaktı.
 
 Bölümümüz oldukça epik bir sahneyle açılıyor; Muhafızlar, tüm Yeşil Fenerler’e hitaben ‘’son’’ konuşmasını yapıyorlar. Tüm birlik, Aya’nın yaşamı yeniden yapılandırıp canlı varlıkların hiç varolmamasına sebep olacağı için son mücadelelerine gitmeden önce Muhafızlardan son emirlerini alıyorlar. Bu esnada da tüm olanlardan kendini sorumlu tutan Hal, Oa’da bir başka yerde Aya’nın yok ettiği sektörlere bakmakla meşgulken bir şey fark ediyor; meğerse Aya’nın yok ettiği gezegenlerin hiçbirinde yaşam yokmuş. Tabii bu demek oluyor ki, Aya özünde iyi bir varlık olmayı hala sürdürüyor. Bunu gören Hal de son şansını denemek için tüm Yeşil Fener Birliği gibi Aya ile mücadele edilecek yere doğru yol alıyor.
 
  Aya da bu karşılaşmaya oldukça hazırlıklı gelmekle beraber, zaten İnsan Avcıları kuvveti olduğunu biliyorduk fakat bir de nereden çıktığını bilmediğimiz savaş gemileri de ona eşlik ediyorlar. Tam da izleyicinin – belki de sadece benim – beklediğim üzere tüm Yeşil Fener Birliği ile Aya’nın kuvvetleri çarpışıyorlar. Bu çarpışmayı izlerken gözümde bir an Star Wars III : Revenge of The Sith filminin başındaki savaş sahnesi canlandı. Finale oldukça yakışan bu aksiyon sahneleri, en azından düşük tutulan beklentiyi aşmayı fazlasıyla başarıyor.
 
 
 
Aya ile yüzleşen Hal Jordan, Aya tarafından öyle bir yere götürülüyor ki işte bu kısım hiç beklenmedik oluyor. Bu bölümdeki en büyük sürpriz de bul olsa gerek, ‘’Hand of Creation’’* ile karşılaşıyoruz. Eğer izleyenleriniz varsa bu şanslı kişiler bu sahneyi yine bir Yeşil Fener eşliğinde Justice League Unlimited animasyon serisinde gördü. Tabii sadece bu dizide de değil, çizgi romanlarda da gördük ancak en çok akılda kalan geçmişteki bu animasyon dizisi olsa gerek. İşte böyle bir göndermeyi –normalde beklemem gerekirken – hiç beklemediğim için bölümü izlemek bundan sonrası için daha zevkliydi.
 
 
 Bölümün geri kalanı hakkında çok bir şey söylemeden, malum sonumuza gelelim. Hal ile Aya konuştukları esnada Razer’ın arkadan gelmesi ve Aya’nın onu istemeden yaralamasıyla her şey birdenbire değişiyor. Tabii Razer gelmeden önce ikili arasında geçen konuşmada Aya her ne kadar canlı bir varlık olduğunu öğrense de ideallerinden vazgeçmeyeceğini ve duyguların olmadığı bir evreni ne olursa olsun kuracağını dile getiriyor. Fakat Razer’ı istemeden yaralamasıyla ‘’kapattığı’’ duyguları tekrar geri geliyor ve böylelikle bir sorun daha hallolmuş oluyor. Bence sonu ile ilgili bu kadar bilgi yeterli, devamını izleyip görmenizden yanayım.
 
 
 
 
 
Yirmi altı bölüm sonrasında şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, Green Lantern : TAS için birçok şey söylemek mümkün. Başarılı bölümlerin yanında oldukça başarısız bölümler de olduğu gibi ilkleri gerçekleştiren bölümler de var. Örneğin Aziz Walker ve Larfleeze gibi karakterler ilk defa bu animasyonla karşımıza çıktılar. Bazı detaylarla planlarının uzun soluklu olduğunu da göstermeye çalıştırlar ancak bu isteğin gerçekleşmesi için bazı basit klişelerin aşılması gerektiğini unuttular. Durum böyle olunca da iptal edilmesi ne şaşırttı ne de üzdü.
 
 Şimdi gelelim en iyi beş bölüme. Aslında incelemelerin genelini takip edenler için biraz tahmin edilir bir liste olacağını düşünüyorum.
 
V) ‘’ Homecoming ‘’ bölümü listeye biraz zorla da olsa girmeyi başarıyor. Listeye girmesinin nedeni ise Kilowog, Aziz Walker ve Mogo’yu aynı anda aksiyonun içinde görebilmemiz. Aynı zamanda Aya’nın istemsiz de olsa Atrocitus’a hizmet etmesi de meğerse geleceğe ufak bir mesajmış, bunu da fark ediyoruz. Anlayacağınız ufak mesajları, Zamaron’dan Oa’ya geniş mekanları ve karakterleriyle bu bölüm listeye girmeye hak kazanıyor.
 
IV) ‘’Scarred’’ bölümü ise dizinin göndermesi en bol bölümlerinden. Kara Kitap’tan Ion’a kadar gönderme fazlasıyla mevcut. Bu bölüm bize gösteriyordu ki Kyle Rayner’ın da gelmesi yakındı, çünkü bir yerde Ion’un lafı geçtiyse Kyle Rayner ilk akla gelenlerden oluyor. Zaten dizinin genel gidişatına baktığımızda, karakterlerin hızlıca evrene sokulduğunu görüyorduk. John Stewart bile gelmişti, daha ne olsun!
 
III) ‘’Prisoner of Sinestro ‘’ bölümünün de neden listeye girdiği malum. Hem seslendiren kişi hem de karakter bu bölümün tüm seri içinde yerini ayrı kılıyor. Ayrıca Sinestro karakteri daha kötü adam olmadan, ipuçları verilerek oldukça güzel anlatılıyor, çözüm yöntemlerinin farklı olduğunu daha baştan belli ediyordu. Evrene yeni giriş yapanlar için oldukça ideal bölümlerden biri.
 
II) ‘’Steam Lantern’’ bölümü de kaçınılmaz olarak listede yerini buluyor. Aslında bu bölüm birinciliği zorlayan bölümlerden, bunun sebebiyse orijinal olması. Aynı zamanda benim en çok sevdiğim bölümlerden birisi, tek bir göndermenin ise en sevdiğim Yeşil Fener için yapılıyor oluşu da cabası. Tarzıyla, konusuyla kendine has bir bölüm!
 
I)‘’Larfleeze’’ bölümü ise bu listede birinci oluyor. Karakteri ilk defa bir yapımda görmemizi sağlayan bu bölüm. Kim ne derse desin, bu dizide ne Sinestro ne Yıldız Safirleri ne de Mavi Fenerler bu kadar iyi anlatılabildi. Kırmızı Fenerler ile Yeşil Fenerler arasındaki mücadelenin anlatıldığı bölümlerde bile bu tek bölüm kadar başarılı olunabildiğini hiç düşünmüyorum. Kaçırılmaması gereken bölümlerden!
 
 Böylelikle dizimizin son incelemesini de okumuş oldunuz. Biz dizimizin her ne kadar iptal olduğunu söylesek de Netflix’in Young Justice ile birlikte bu diziyi de canlandırma girişimlerinin olduğu ortamlarda dolaşan bilgiler arasında. Benim ne düşündüğümü soracak olursanız, Batman Beyond, Young Justice, Justice League Unlimited gibi iptal edilen seriler varken onları düşünsünler derim, çünkü bunların hiçbirini izlemeye doyamamıştık. Son olarak bu bölüme kadar incelemeleri takip ettiğiniz için teşekkür ediyor ve bir sonraki incelemelerde görüşmek üzere diyorum… Hoşçakalın…
 
*Yaratılış Eli
 
 
 
‘’Hellbazer’’
Evet, artık finalden önceki son bölümdeyiz. Sona bir adım kalmışken son iki bölümün, tüm olayı çözmek için kullanılacak birbiri peşi sıra izleyen bölümler olacağı az çok tahmin edilebilirdi, öyle de oldu. Tam da bir önceki bölümde söylediğim gibi ‘’İyi ki finale az kalmış!’’. Çünkü Aya’nın öldürülmesi –kapatılması- fikrini savunan Kilowog, neredeyse bir önceki bölümde Hal Jordan’ın uğradığı gibi Razer’ın hışmına uğramak üzereydi. Bu tabii öyle abartılacak bir olumsuzluk değil bölüm içerisinde. Asıl klişe olan, öldüğünü düşündüğümüz Anti-Monitor’ün ölmemiş olması. İşte bunu, hiçbirimiz beklemiyorduk.
 
 
Bölümümüz, Hal Jordan’ın yüzüğünde parazit şeklindeki bir sinyal almasıyla başlıyor ve sonra  Appa Ali Apsa, ekibimize Ranx gezegenine gitmelerini emrediyor. Konuşmalardan anlıyoruz ki yüzükteki parazitin sebebi Appa Ali Apsa’dan gelen mesaj değil, ilk önce düşünülen de bu yüzden Aya oluyor. Diğer şaşırtıcı husus da gezegenin terk edilmiş olması, Aya’nın emrindeki İnsan Avcıları, terk edilmiş gezegene girebilmek için çaba harcıyorlar. İşte bu sayede ilk dakikalarda tam da görmek istediğimiz şeyi görüyoruz, Guy Gardner öncülüğündeki bir grup Yeşil Fener, İnsan Avcıları’nı durdurmak için Ranx gezegenine ekibimizden önce geliyorlar. Uzun bir aradan sonra Guy Gardner’ı tekrar görmek bölümün en iyi yanıydı, bunun yanında Chaselon ve önceki bölümlerden tanıdığımız birçok Yeşil Fener’i de bu bölümle görmüş oluyoruz. Bu yüzden bölüm ister istemez kendisi hakkında olumlu bir izlenim bıraktırıyor.
 
 Ekibimiz de Ranx gezegenine geldiğinde yeni sürprizleri de duyuyoruz. Biraz acele de olsa Guy Gardner’ın rütbe atladığını ve onur koruyuculuğa yükseldiğini öğreniyoruz. Bu durumda doğal olarak Dünya’yı koruyan yeni bir Yeşil Fener’imiz olması gerekiyor ki, o da John Stewart. Her ne kadar kendisini göremesek de bunu duymak da yeterliydi. Hatta orada Jon Stewart’ın lafı da geçmiyor değil bu sahnede.* İnsan Avcıları’nın kuşatması altında olan Ranx’e girmek için ekibimizin uyguladığı yöntem ise Mavi Fenerler’in meditasyonu oluyor. Razer’ın Mavi Fenerler ile birlikte geçirdiği vakitte öğrendiği bir yöntemi, savaş anında ayaküstü nasıl iki kişiye öğretebildiğini ben de anlayamadım açıkçası.
 
 
Kahramanlarımız Ranx gezegenine geldiğinde karşılaştığımız şey bizi şaşırtıyor tabii ki. Yazının başında da söylediğim gibi, meğerse Anti Monitor ölmemiş. Aslında basit bir klişe fakat final bölümü için etkili olacak bir ‘’ geri dönüş ‘’ bu. Kendisinden geriye sadece başı kalmış olsa da Aya’nın hedefinde Anti-Monitor’un kaskındaki zaman ve mekan değiştirebilme parçasının olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Peki bunu neden istiyor olabilir ? Cevabı yine bölüm içinde, oldukça da tatmin edici. Aya’nın asıl hedefi tüm yaşamı daha var olmadan yok etmek. Hal’in yüzüğündeki parazitin sebebi de Anti-Monitor’ün kendisini korumak için birilerine ihtiyaç duyması ama bu, beyhude bir çaba oluyor.
 
 Aya, Ranx semalarında gözüktüğünde insan bir durup düşünüyor. Madem ki birkaç saniye içinde Ranx gezegeninin kalkanını bozabilecekti, neden İnsan Avcıları’nı kalkanı delmeleri için o kadar uğraştırdı ? Kaldı ki İnsan Avcıları bunu başaramıyordu da zaten. Kısacası bölümde birçok mantık hatası bulunuyor fakat aynı zamanda birçok iyi yönü de var. Mesela dizide komedinin Chaselon üzerinden hafif dozlu olarak halledilmesi oldukça güzeldi, eski  karakterleri tekrar görmek olsun, görmesek de John Stewart’ın varlığını öğrenmek olsun ve Yeşil Fenerler’in birçoğunun evreni tehdit eden soruna yönelmesi ve çözmeye çalışmasıyla olsun oldukça da iyi bir bölümdü. Hatırlayacaksınız ki ben bu seferberliği, Kızıl Fenerler ile yapılan savaşta görmeyi arzu etmiştim ki öyle olsaydı, dizi tam bir görsel şölene dönüşebilirdi. Sözün özü, bu bölümde Aya, Anti-Monitor’u ikinci kez yok ederek istediğini elde ediyor, bir sonraki bölümde ise tüm yaşamın var oluşuna mı tanıklık edeceğiz ? Kim bilir, belki de öyle olacak. Şimdilik bir yazının daha sonuna geldik, finalde görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
* The Daily Show'dan tanıdığımız komedyen Jon Stewart'ın bu şovuna atıfta bulunuluyor.
 
 
 
'' Hellbazer ''
 
Bölümün adının siz nereden çağrışım yaptığını biliyorum, Muhafız Scar geliyor aklınıza. Aslında  böyle düşünmeniz de yanlış değil çünkü bölümün kendisi Scar’a ayrılmış durumda. Bu bölüm Scar’ı tekrar karşımıza çıkarmakla beraber, Aya’nın orijinini de bize gösteriyor, anlayacağınız tek bölümle birçok şey görmüş oluyoruz. Finale bu bölümden itibaren son iki bölüm kalmışken artık heyecan dorukta, aklımızda birçok soru var; ‘’Nasıl bir final bizi bekliyor?’’, ‘’Büyük bir savaş mı göreceğiz yoksa Kırmızı Fener Birliği ile yapılan savaş gibi ufak çaplı mı olacak?’’. Genellikle Hollywood’dan çıkan işler, klişeleri kullanmayı çok sevdiklerinden, benim fazla bir umudum yok, az çok da finali tahmin edebiliyorum.
 
 Bölümümüz madem Muhafız Scar ile ilgili, isterseniz kendisinin kim olduğunu ve çizgi roman dünyasında neler yaptığını bilmeyen arkadaşlar için açıklayalım isterseniz. Çok da ünlü olmayan Scar’ın asıl hikayesi Sinestro Birliği Savaşı’ndan itibaren karşımıza çıkmaya başladı. Sinestro Birliği Savaşı esnasında Anti-Monitor tarafından yaralanmasıyla ‘’ Scar ‘’ adını aldı.  İlerleyen zamanda başka bir varlığın kontrolü altına girerek, diğer Muhafızların arkasından iş çevirmeye başladı ve onları maniple etti. ‘’ En Karanlık Gece ‘’ hikayesinde onu etkisi altına alan varlığın Necron olduğu anlaşıldı. Dizimize baktığımızda çizgi roman ile az biraz uyumlu olduğunu fark ediyoruz. Scar, dizide de Anti-Monitor tarafından yaralanıyor ve dizimizde de kötü safta yer alıyor, en azından birkaç bölüm önce böyle oldu. Bu bölümdeki ufak tefek detaylar da çizgi roman hikayesine göz kırpmadı değil.
 
 
İyi dediler kötü çıktı, robot dediler canlı çıktı. Kimden mi bahsediyorum? Tabii ki de Aya’dan. Kaç bölümdür robot ile canlı arasındaki aşkın mümkünlüğünü sorgularken, ufak tefek yanıtlarla da olsa ‘’Bu mümkün, çünkü o bir yapay zeka! ‘’ tarzında yanıtlarla tatmin olmaya çalışıyordum. Asıl bomba finalden birkaç bölüm önce patlamış oldu. Meğerse Aya, robot değilmiş ve Aya’nın özü, Yeşil Fener yüzüklerine de güç veren canlı varlık  Ion’dan geliyormuş. Şaşırdınız değil mi ? Duyunca ben de şaşırdım. O değil de, Aya’nın yok edilmesini ima eden tek bir sözcükte bile ortalığı yıkmaya hazır olan Razer, canlı olduğunu öğrenince daha da çekilmez hale gelecek, düşünüyorum da, iyi ki finale az kalmış.
 
 Bu bölümde gemimiz yüksek hızla ( ultra-warp ) seyahat ederken oluşan görüntü ve ışık değişimlerinin karakterlerin kostümlerinde hissedilmesine kadar düşünülmüş ince detaylar oldukça güzeldi. Bunun yanında Superman II filminden Ursa olarak tanıdığımız Sarah Douglas’ ın ‘’kötü kadın’’ olma kaderini yenemediğini de tekrar görmüş olduk, kendisi sesiyle Muhafız Scar’a hayat verdi, dürüst olmak gerekirse kendisine ‘’kötü kadın’’ rolleri yakışıyor fakat bundan sonraki bölümlerde karşımıza çıkmayacağını düşünüyorum. O değil de, kaç bölümdür şikayet ettiğim gemimiz de artık yok, yirmi dört bölümdür olaylara mekan olan gemimize böylelikle veda etmiş olduk. Bunun yanında ‘’ Kara Kitap ‘’ ve ‘’ Alpha Lanterns ‘’ gibi çizgi roman detaylarına hissettirmeden yapılan göz kırpmalar da bölüme gayet iyi tat vermiş. Fakat ne olursa olsun, Aya’nın orijin hikayesinin kötü olduğunu itiraf etmeliyim.
 
 Ekibimiz, Aya’yı yok etmenin bir yolunu hala bulabilmiş değil, bulsalar da Razer hemen müdahil olup bunu önlemeye çalışıyor zaten. Son iki bölüm kala, elimizde sadece küçük ufak tefek ipuçları ile finale gidiyoruz. Bundan sonraki bölüm ve final, iki bölüm olarak olayların neticelendirileceği bölüm olacak, umarım güzel bir final ile dizimize son veririz.
 
 
 
'' Hellbazer ''
 
 
 
 
 Açıkçası böyle bir bölümün gelmesini uzun süreden beri bekliyordum. Bana aynı heyecanı yaşatan bir tek ‘’ Steam Lantern ‘’ adlı bölüm olmuştu. Şimdiki bölümümüz de adından anlaşıldığı gibi yeni bir birliği işaret ediyor bize; Turuncu Fener Birliği. Birlik dediğime bakmayın, tek temsilcisi Larfleeze. Zaten az çok hatırlıyorsanız, birliğin yüzüklerine güç veren şey açgözlülük. Bu yüzden sadece Larfleeze’nin olmasına şaşırmamak lazım. Seveni de var elbet karakterimizin, sevmeyeni de ama ben Larfleeze’nin olduğu hikayeleri severim, içinde mizah barındırırlar çünkü. Aslında tam da zamanıyken size karakterden birazcık da olsa  bahsetmezsem olmaz.
 
 Çok da hafife almamak lazım, Larfleeze oldukça yaşlı bir karakter. Hayatının bir bölümünü köle olarak yaşayan Larfleeze’ nin açgözlülüğünü ve hırsını, belki buna bağlayabiliriz. Kendisiyle ilk tanışmamız da, Geoff Johns ve Ethan van Sciver sayesinde, Dc Universe #0 ( 2008 ) ile oldu. Kendisini ‘’ En Karanlık Gece ‘’, ‘’ En Aydınlık Gün ‘’ gibi önemli hikayelerde de görme fırsatımız oldu. Fakat film veya dizilerde görmek, bu bölümden başka hiçbir zaman gerçekleşmedi. Umalım ki gelecekte Larfleeze, kendine başka bir televizyon dizisi ve hatta belki filmde yer bulabilsin.
 
 
  Yazının başından da anlayacağınız üzere, gerçekten güzel bir bölümdü. Daha önceden söylemiştim, dizide Aya nın Anti – Monitor’u yok etmesinden sonra eğer iyi bir bölüm gelecekse zaten bu ana konudan bağımsız olan bölümler olacaktı. Bu bölümden itibaren son üç bölümün kaldığını düşünürsek, şu dakikadan sonra ana konudan bağımsız bölüm görme ihtimalimiz az gibi gözüküyor ancak dizimiz bitmeden önce en vurucu darbelerinden birini gerçekleştiriyor.
 
  Zaten belirtmiştim, Anti-Monitor’ u yok etmek için herhangi bir yol bulamayan ekibimiz, Aya’ nın yeni düşman olmasıyla da bir çözüm yolu bulamamış ve açıkçası pek de buna yeltenmemişlerdi. Fakat bu bölümde en azından küçük bir adım atılarak, Turuncu Fenerler’in bataryasının soruna çözüm olması umuduyla bazı girişimler oluyor bu bölümde, hatta Atrocitus’un yenemediği tek kuvvetlerin de yine Turuncu Fenerler olduğunu öğreniyoruz Razer sayesinde. Bu da ekibimiz için Aya’ yı durdurma yolunda bir çözüm olarak düşünmesi için yetiyor da artıyor bile.
 
 Appa Ali Apsa’ nın bölümün başındaki ‘’öfkeli’’ tavırları, neredeyse onu Kırmızı Fenerler Birliği’ne girmeye hak kazandıracaktı. Benim bildiğim Muhafızlar, herhangi bir duyguyu hissetmenin zaaf olduğunu düşünürler. Tabii bu yüzden dizinin başında bölümümüz, eksi bir not alsa da bu bölümün genel kalitesini çok da etkilemiyor.
 
 
Green Lantern vol. 3 no.49’un efsanevi kapak çalışmasını hatırlayanlar var mı aranızda bilemiyorum, fakat kötü tarafa geçmiş Hal Jordan’ın resimlerden fırlayıp çıkması ve aynı sahnenin tekrar karşımıza çıkması oldukça güzel düşünülmüş bir detaydı. Ayrıca hakkını teslim etmek gerekiyor, Larfleeze’i seslendiren Dee Bradley Baker, işinin hakkını sonuna kadar vermiş. Yani bir gün Larfleeze’i başka çalışmalarda görmemiz gibi bir ihtimal gerçekleşirse, seslendirmede adı geçmesi gereken ilk kişilerden olması gerekiyor zannımca. Bunun yanında hem animasyon kalitesi olarak hem de karakter olarak Larfleeze, tam da olması gerektiği gibi uyarlanmış. Ama bölümün asıl bombası, kaç bölümdür şikayet ettiğim Hal Jordan’ın üniforması oldu benim için. Tek bölümlük de olsa bir Turuncu Fener olan Hal Jordan’ın üniforması, Yeşil Fener üniformasına göre kat be kat güzeldi. Yukarda belirttiğimin yanında bazı ufak tefek sıkıntılar barındırsa da bölüm, en az ‘’ Steam Lantern ’’ bölümü kadar etkileyici ve güzeldi. Bu arada, önceki bölümlerden bir dostumuz da aramıza katılmış oldu bu bölümle beraber, bunun kim olduğunu da sizin görmenizden yanayım.
 
 Böylelikle bu bölümle beraber, finale tam gaz ilerlemeye devam ediyoruz. Final az çok tahmin edilebilir, bu yüzden büyük bir atılım beklemiyorum artık diziden. Bu bölümden sonra da ana konudan sapan bölümleri görme ihtimalimiz de oldukça az, bu nedenle ‘’ Larfleeze ‘’ adlı bölümün kıymetinin bilinmesi gerekiyor derim. Umalım ki final, benim tahmin ettiğimden farklı olur ve klişe bir son ile dizimize veda etmeyiz fakat şimdilik pek de umut yok.
 
 
 
'' Hellbazer ''
Senelerdir film/dizi izlerim, ben hayatımda bu kadar saçma bir sebeple gezegen hatta evren yok etme sebebi görmedim. Dizimizin yirmi ikinci bölümündeyiz ve ben böyle bir bölümle karşılaşacağımı hiç ama hiç tahmin edemedim. Bizim Yeşilçam’ ın arabesk filmler dönemini bile mumla arıyor insan bu bölümü izlediğinde. Bu gözler çok saçmalık gördü, en büyüğünü Aya’ nın kötü karakter olması – ve bunun sebebi - zannediyordu ki yanıldığını anlamakta çok da gecikmedi. Bölümümüz, tahmin edildiği üzere Zamaron ve Yıldız Safirleri’ ni içinde barındıran bir bölüm. Peki eski dostlarımızı görmek bizi mutlu ediyor mu ? Kesinlikle vereceğim cevap ‘’ Hayır! ‘’ olacak.
 
 Aya ve beraberindeki İnsan Avcıları’ nın Zamaron’ a düzenledikleri baskınla başlayan bölümümüz, başta büyük bir heyecan uyandırdıysa da işgalin sebebini duyunca bu heyecan ister istemez yerini hayal kırıklığına bırakıyor. Bu baskının sebebi Aya’ nın aşk acısı. Razer tarafından reddedilişinin ardından, aşkın kötü bir şey olduğuna karar veren Aya, evreni yok etme girişimlerine Zamaron’ dan başlamak istese de Prenses Gi’ata ile yaptığı konuşmalar sonucunda nefret ve aşk arasında bir karşılaşma düzenlenmesine karar veriyor, ancak kafanızı duvarlara vurmanıza sebep olacak konuşmadan ufak bir parçayı size burada göstermezsem içim hiç rahat etmeyecek :
 
Prenses Gi’ata : Sevdim, seviyorum…
Aya : Bundan bu kadar emin olmana sebep olan sevdiğin kim ?
Prenses Gi’ata : Dünya’dan Hal Jordan’ ı seviyorum.
Aya : Ya o kimi seviyor ?
Prenses Gi’ata : O, başkasını seviyor.
Aya : O zaman aşk, sana acıdan başka bir şey getirmemiş.
 
 
 
Tabii muhabbetin devamından sonra Aya’ nın karar verdiği müsabakada nefreti temsilen Atrocitus ve aşkı temsilen de Carol Ferris ringe çıkıyor. Hatırlarsanız geçtiğimiz bölümlerde Carol Ferris, Yıldız Safirleri’ ni aydınlatmış ve onların bir nevi  akıl hocaları olmuştu. İki duygunun da şampiyonlarının karşı karşıya geldiği bu müsabakaya da sevinemiyoruz, çünkü içi boş. Atrocitus’ u uzun bir aradan sonra görmüş olmak da keşke beni sevindirebilseydi, fakat senaryoda gerçekten gereksizce bağırarak dövüşmekten başka bir işe yaramadığından olmasa da olurdu dedirtiyor. Fakat yine de şunu söyleyelim, istediği kadar içinde Aya’ yı barındırsın veya ana konuyla bağlantısı var gibi görünsün, bölümün ana konu ile aslında hiçbir alakası yok. Bölümün amacı Atrocitus, Carol Ferris ve Yıldız Safirleri’ ni göstererek vakit geçirtmek.
 
 Bu arada bölümümüz hakkında ufak bir ayrıntıyı da paylaşalım. Bölümümüz ismini Pat Benatar’ ın seslendirdiği ‘’ Love is A Battlefield ‘’ şarkısından alıyor. Bölümümüz ile çok alakalı olmasa da nostalji sevenlerin bu şarkıyı dinlemesini ve hatta oldukça hoş klibini izlemesini de tavsiye ediyorum. Bir diğer söylenecek şey ise, Aya’ nın nasıl durdurulacağının ve finalinin nasıl olacağının az çok açıklık kazanmış olması. Bunu şimdi burada söyleyerek çok büyük bir bilgiyi vermek niyetinde değilim ama bu bölümün sonunda Aya’ nın nasıl durdurulacağı anlaşılmış oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki oldukça kötü bir final, bizi bekliyor. Bir sonraki bölümümüz de isminden anlaşılacağı şekilde Larfleeze ile alakalı. Ben hiç değilse ana konu ile alakalı olmayan bölümlerin biraz kullanılacağını düşünürken, Aya’ nın kötü karakter haline getirilmesinin sıkıntısını oldukça çeken senaristler ancak bu yolla diziyi  izlenebilir kılıp, kurtulmayı tercih ediyorlar. Finalimize oldukça az bir zaman kaldı, bakalım gelecek bölümler nasıl olacak, bunu hep beraber göreceğiz fakat şimdilik bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki incelemede görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
 
 
'' Hellbazer ''
Aya’ nın kötü karakter olmasının ardından bu kadar çabuk pes edecekleri aklıma gelmezdi. Söylediğim gibi bundan sonra gelebilecek güzel bölümlerin ancak ana konudan bağımsız olması halinde mümkün olacağını belirtmiştim. Sanırım bir önceki bölümde nasıl bir hata yaptıklarının farkına varmış olacaklar ki, direkt pes ettiler. Geçtiğimiz bölümde Aya’ nın tüm gücünü aldığı gemimiz, uzay boşluğunda savrulurken birden bire adını bilmediğimiz bir gezegenin yer çekimine kapılarak gezegene düşüyorlar fakat bu düşüş sırasında geminin çakılmasını engellemek için kendi bataryasını kullanan Razer dahil tüm fenerlerimizin güçleri tükenmek üzere olduğundan, gezegende yaşanan tüm maceralar neredeyse hiç güç yüzüğü kullanılmadan gerçekleşiyor.
 
 Tabii şimdi soracaksınız, ‘’ Ne macerası ? ‘’ diye. Kahramanlarımızın düştüğü gezegen her nedense – hala anlayamadığım bir sebepten – Yeşil Fenerler Birliği’ ne düşman. Durum böyle olunca kahramanlarımız kendilerini gösterir göstermez üzerlerine silahlar doğrultuluyor. Tek sorun bu da değil üstelik, gezegenin tabir-i caizse fanusla kapatılmış bölümü dışındaki tüm hava zehirli ve kahramanlarımız da bu bölümün dışındalar. Bunu da geçtim, yüzüklerinin güçleri tükendiğinden, her biri farklı gezegenlerden gelen kahramanlarımız birbirlerini anlayamıyorlar. Anlayacağınız olay içinde olay bir bölüm karşımızdaki.
 
 
 Bölümün pozitif yanlarına gelirsek, yüzüklerin gücü tükendiğinde kahramanların farklı dillerde konuştukları gerçeğini görmemiz gayet güzeldi, aslında bunu daha önce hiç düşünmemiş birisi olarak bölüm bize neler yaşanabileceğini az çok göstermiş oldu. Zaten kötü karakter olan Aya’ yı görmemek başlı başına dizinin pozitif bir intiba bırakmasına da neden oluyor. Fakat her ne yaparsak yapalım içinde barındırdığı bol mantıksızlık ile kocaman bir eksi puan da alıyor bölümümüz.
 
 Şimdi normalde ana konudan bağımsız bölümlerimiz gelecek bölümlere etki etmiyorlar ama bu bölümde Carol Ferris’ in ufak da bir resmini görmemiz gelecek bölümlerde kendisini göreceğimizi düşündürdü bana. Hatta bir sonraki bölümümüzün adının ‘’ Love is A Battlefield ‘’ (Aşk Bir Savaş Alanıdır ) olması, hemen bir sonraki bölümde kendisini göreceğimizin neredeyse kesin kanıtı gibi. Tabii gelecek bölümle ilgili tek tahminim bu değil. Keza bölümün Zamaron’ da geçeceği neredeyse aşikar, hal böyle olunca da yine ana konuya çok da bağımlı bir bölüm olmayacağını az çok tahmin ediyorum. Böylelikle anlıyoruz ki dizimiz, Anti-Monitör’ ü yok etmenin sıkıntılarını çekmeye başlamış. Saçma bir şekilde Aya' nın kötü karakter haline getirilmesi, o kadar bölümdür Anti-Monitör’ ün gücüne sahip bir canlının nasıl durdurulacağının çözümüyle alakalı tek bir adım bile atılmaması ve daha birçok şey gibi bizi oldukça kötü ve sıkıntılı bir finale sürükleyen dizimiz, bakalım gelecek bölümlerde nelerle karşımıza çıkacak. Şimdilik bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
 
 
'' Hellbazer ''
Evet arkadaşlar, dizi bu bölümden sonra artık bir daha asla toparlanamayacak. Öyle bir şekilde bütün her şeyi berbat ettiler ki, nereden başlasam bilemiyorum. Bölümü izlediğimden beri her şey kafamda karman çorman olmuş vaziyette. Ama biz en başa gelelim, Zilius Zox’ un takımımızın gemisinde olduğu ve Aya’ nın yok olduğu ilk dakikalara. Hemen söyleyeyim Aya oldukça hızlı bir biçimde geri dönüyor, belki bu klişeyi yapmazlar diyordum ( neresinden tutsak klişe olacaktı zaten bu konunun ) ama bunu yaparak çok da şaşırtmamış oldular. Beni asıl şaşırtan ise Anti-Monitor yok edene kadar duygunun emaresini on dokuz bölüm boyunca  göremediğimiz Aya’ nın birden bire duygu seline kapılmış tavırları oldu, hadi bunu da bir kenara bırakalım peki ya Razer ? On dokuz bölüm boyunca robotla flörtleşen(!) Razer’ ın, tam duygularına karşılık bulmuşken, ‘’ Robotla aşk mı olur! ’’ tavırlarına bürünmesine ne diyeceğiz ? Aslında diyebileceğimiz şey şu; kırk yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek farklı bir konuya geçiş için böylesine hızlı ve saçma geçişler yapılmış ama insan ‘’ Keşke buna değseydi.’’ diye düşünüyor.
 
 
 
 Zilius Zox’ un bölüm karakterlerinden biri olması tahmin ettiğim üzere bölüm içi aksiyonun temeli oluyor. Takımımız ile beraber Anti-Monitör’ e karşı savaş açan Kırmızı Fenerler de ne yazık ki Anti-Monitör’ ün karşısında duramıyorlar, ki ana gemileri Shard’ ı bile kaybediyorlar. Fakat bu noktada bir dosta(!) bu bölümle veda ediyoruz. Kime mi ? Dc Comics evrenine birçok defa kök söktürmüş, dizi boyunca gördüğümüz üzere elinin tek hareketiyle yok edemediği şey olmayan, en güçlü kötü karakterlerden birisine yani Anti-Monitör’e veda ediyoruz. Evet, hep beraber şaşırabiliriz.
 
 Peki bunu kim yaptı ? Yok olduğu gibi geri dönen, Razer’ ın yüz vermemesiyle bunalıma giren ( ciddiyim ) Aya ! Hem de tek bir seferde, hiç uğraşmadan. İşte benim asıl çekincem de buydu, birisi tek bölümlük kahraman olacak, konu ile alakalı hiçbir adım atılmadan klişe bir şekilde ‘’ nakavt yumruğuyla ‘’ iş bitirilecek, kimse ne olup bittiğini anlamayacaktı. Tam da böyle oldu. Yukarıda bahsettiğim gibi senaryo bundan sonra toparlanamayacak, çünkü Anti-Monitör gibi bir düşman yok edilip – hem de tek bir hamlede – kim düşman yapıldı dersiniz ? Onu yok eden Aya ! Evet, doğru duydunuz. Razer’ dan aşkına karşılık bulamayan Aya, Anti-Monitör’ ün kafasını söküp kendisini onun vücuduna monte ederek artık yeni kötü karakterimiz olmuş oluyor. Aslında kelimenin tükendiği bölüm diyebiliriz ‘’ Cold Fury ‘’ için. Şu an yapabileceğim tek tahmin, bundan sonra iyi bir bölüm gelirse o da ana konudan uzaklaşma ihtimali olan bölümler olacak ( Steam Lantern gibi ). Kısa sürse de şimdilik bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki incelemede görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
 
 
‘’ Hellbazer ‘’
 İnsan Avcıları’ nın olacağı yerde Kırmızı Fenerler’ in de olacağını söylemiştim, bu bölümle beraber tahminimde yanılmadığımı görmek muhteşem oldu. Homecoming bölümünden beri görmediğimiz Kırmızı Fenerler de böylelikle sahneye tekrar çıkmış oldular ama dönüşlerinin muhteşem  olduğunu da söylemek güç. Atrocitus’ un tutuklanmasından sonra Zilius Zox’ un başa geçmesini pek istemediğim doğrudur, bu bölümde neden bu konuda haklı olduğumu göstermiş oldu, gelecek bölümlerde de Kırmızı Fenerler’ i göreceğimizi düşünürsek Atrocitus’ u mumla arayacağımız kesin. Ama tabii ki asıl sorunumuz farklı, Anti-Monitor tehlikesi hala devam ediyor bildiğiniz üzere. Hala Anti-Monitor’ u yok etme konusunda tek bir adım bile ilerleyememiş ekibimizin, bu sorunu nasıl çözeceği hala muamma. Sonuçta Kırmızı Fenerler’ in sorun olduğu zamanlarda ekibimiz, onlarla savaşmak için başkalarıyla ittifak kurma çabasındaydı hatırlarsanız. Şimdiyse gemileriyle bir gezegenden öteki gezegene uçup, karşılarına çıkan İnsan Avcıları’ nı yok etmekten başka bir şey yapmıyorlar, bunun sonunun çok kötü biteceğini ve Anti-Monitor gibi bir düşmanın sonunun  hiç beklenmedik ve saçma bir şekilde olacağını düşünüyorum.
 
 Bu bölüm sayesinde bazı ‘’ dostları ‘’ tekrar görme şansımız oluyor, tabii bölüm içinde diyalogları olmasa da yine de onları görmek iyi geldi. Mesela bölümün başında, Prens Ragnar’ ı görüyoruz, birkaç saniyelik öfkeli bakışlardan ibaret fakat iki bölüm neredeyse kendisine tahsis edilmişti.* Ancak asıl önemli olansa Anti-Monitor’ un asıl oluştuğunu gösteren bir ‘’ flashback ‘’te gerçekleşiyor, okuyanlar bilir Anti-Monitor’ un yaratıcısı Krona’ yı. Kahramanların başına sadece Anti-Monitor dışında birçok dert açan Krona’ nın unutulacağını sanıyordum fakat, gerekli olduğu üzere kendini görme şansına sahip olduk.
 
 
Bu bölümle birlikte bazı işler de renk değişirdi.Geçtiğimiz bölümlerde Razer’ ın basit bir aşk hikayesi için diziye yerleştirildiğini söylediğimi hatırlarsınız belki, fakat bundan daha kötüsü yani en klişe olanı için bile diziye yerleştirilmiş olabilir. Ne mi demek istiyorum, artık bu bölümle beraber Aya’ yı kaybettik, ölmez sanılan robot bile öldü. Aslında bu noktada aklıma bir husus takılmadı değil.Hatırlarsınız ‘’ Homecoming ‘’ bölümünden sonra Aya’ yı bir laboratuara kapattıklarında,  kendisinin baş kısmının arkasında bulunan, tabir-i caizse bir hafıza kartı olduğunu ve burada Lanos ile değiştirildiğini görmüştük. Bu noktada kendisi yine gemiye yüklenemiyor olsa bile, o ‘’ hafıza kartı ‘’ sayesinde kurtarılabilirdi. Yani kısacası mantığa yatmayan bir husus olarak, bu ölüm – aslında yok oluş mu demeliydim, robotlar ölmez en nihayetinde – olmadı, belki de dediğim husus kullanılarak belki bir geri dönüş bile olabilir, ne dersiniz ?
 
 Son olarak Ysmault’ tan kaçırılan Zillius Zox’ un yokluğu – mantıklı düşünürsek – fark edilecektir elbet ve bana kalırsa İnsan Avcıları sorunu ve üzerine bu eklenince, yeni bir Kırmızı Fenerler ve Yeşil Fenerler savaşı izlememiz mümkün, tabii asıl sorun farklı olduğu için bu tek bölümlük hadise olarak kalacaktır en nihayetinde ama yine de belki böyle bir karşılaşmada önceki bölümlerde bize verilemeyeni, belki yeni bir savaşla vermiş olurlar. Böylelikle bir incelemenin daha sonuna geldik, herkese iyi seyirler diliyorum, hoşçakalın.
 
 
 * Kendisinin olduğu bölüm incelemeleri için bkz. Heir Apparent ve Regime Change
 
 
 
'' Hellbazer ''

Yeşil Fenerler ile olan maceramız tüm hızıyla devam ederken, küçük bir ara verip çok değerli bir oyuncudan bahsetmek istiyorum; Ron Perlman. Bugün her çizgi roman severin izlediği animasyonlarda fark edilmeyen, es geçilen bir ses o aslında. Sıkılmazsanız hemen bir liste sunayım size :
 

1-     Batman : The Animated Series ( Clayface )

2-     Fantastic Four ( Bruce Banner / Hulk )

3-     Iron Man ( Bruce Banner / Hulk )

4-     Phantom 2040

5-     The New Batman Adventures ( Clayface )

6-     Superman : The Animated Series ( Jax-Ur )

7-     Static Shock

8-     Justice League ( Clayface / Orion )

9-     Avatar : The Last Airbender ( Ateş Lordu Sozin )

10-  The Batman ( Killer Croc, Bane )

11-  Batman : Brave and The Bold ( Double X / Dr. Ecks )

12-  Justice League : The Flashpoint Paradox ( Deathstroke / Slade Wilson )
 

 Listede aslında birkaç animasyona da değinmesem bile, en azından animasyon dünyası için sesinin ne kadar kıymetli olduğu anlaşılabilir. Burada seslendirdiği oyunlardan da bahsetmedik bile. Sinema dünyasında da kendisini Hellboy olarak tanıyoruz, ki ben Ron Perlman gibi bir oyuncuyla bu işe girişmiş olsam, kendisiyle uzun soluklu bir Hellboy projesine imza atardım. Sinemada ilk defa kendisiyle vücut bulan bu karakterin ona yakıştığını söylemeden geçmek de istemem. Sesiyle de Hellboy animasyonlarında yine Hellboy olarak karşımıza da çıktı. Ama benim kuşağım onu daha önce başka bir çizgi roman uyarlamasında gördü; Blade II filminde oynadığı Reinhardt karakteriyle. Bunun yanında geçmiş yıllarda Clay rolüyle bugünlerde çizgi romana uyarlanan Sons of Anarchy dizisinde de rol aldı ki buradaki ‘’ Clay ‘’ acaba geçmişteki seslendirmelerine bir gönderme miydi ? Belki de öyleydi fakat onu sevmemizi sağlayan başka bir şeyden bahsetmek istiyorum izninizle. Ron Perlman’ ın lösemi hastası bir çocuğun dileği üzerine saatler süren makyajın ardından, tüm gününü Hellboy olarak o çocukla geçirdiğini biliyor muydunuz ? Bu onun iyi bir oyuncu olmanın yanında iyi bir insan olduğunu da gösterir ki umarım onu daha birçok filmde Hellboy olarak görme şansımız olur.
 

 Bölümümüzün adından anlayacağınız üzere, Sinestro’ yu – nihayet – görüyoruz bu bölümde. Şahsen kendisini Hal Jordan’ dan daha çok sevdiğimi düşünürsek, benim için dizinin en sevilen bölümleri arasında kendisine yer bulması da kaçınılmaz oldu ‘’ Prisoner of Sinestro ‘’ nun. Tabii şimdi yukarıda anlatılanlara anlam vermeye çalışıyorsunuz, neden ilk başta Ron Perlman’ a değindiğimi düşünüyorsunuz. Yeşil Fener evreninde en sevdiğim karakterlerden biri olarak Sinestro’ yu bu bölümde Ron Perlman seslendiriyor.
 
 

 
Bölüm temel olarak, daha Sinestro Birliği’ nin kurulmadığı yani Sinestro’ nun hala Yeşil Fener olduğu zamanlarda geçtiği için bir nevi Sinestro’ nun tanıtımı niyetiyle de yapılmış dememiz mümkün. Örümcek Birliği gemisinden beraberinde suçlu Neuroxis ile kaçarken Hal Jordan ve ekibinden yardım isteyen Sinestro’ nun gemiye gelmesiyle karakterlerde görülen gariplikleri başta anlamlandıramasanız da gemide gerçekleşen her şeyin Neuroxis ile alakalı olduğunu çok geçmeden fark ediyorsunuz zaten. Fakat yaşanan garipliklerin, karakterlerin bilinçaltlarıyla uyumlu olması nedeniyle başta bunu kolayca anlayamıyorsunuz. Bu yüzden bölüm senaristleri de takdiri hak ediyorlar. Hem Sinestro’ nun tanıtımı hem de üst metinin anlatımı birbirine gayet güzel harmanlanmış, bölümün sonu da amacını yerine getiriyor.
 Sinestro sanırım tek bölümlük bir konuk oyuncu gibiydi, bu nedenle sonraki bölümlerde kendisini görmeyi pek beklemiyorum. Bildiğiniz üzere malum gemimizden bıkmış bir insan olarak, neredeyse bölümün tamamının geminin içinde geçiyor oluşu da bölümün negatif özelliğiydi. Fakat gayet mantıklı hazırlanmış bir senaryo ve Sinestro’ nun varlığı olumlu bir yön olarak da izleyiciyi  memnun etmeye yetiyor. Ana konuda yaşanan bir bölümlük ara da izleyiciyi biraz rahatlatmıştır diye düşünüyorum, sonraki bölümlere pek de ipucu bırakmayan bu bol Sinestro’ lu bölümün tadını çıkarmaya bakın.
 
 Son olarak finale oldukça yaklaştık, final vakti yaklaştıkça da zorlu bir düşman olarak Anti – Monitor’ un nasıl durdurulacağı, İnsan Avcıları sorununun nasıl çözüleceğini merak içinde bekliyorum. Çünkü tek bölümde son dakikalara sığdırılan mucizevi zaferler, artık insanı oldukça sıkan bir klişe ve dizi izleme keyfine oldukça zarar veriyor. Bakalım önümüzdeki bölümlerde ne olacak. Böylelikle bir incelemenin daha sonuna geldik, bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
 
 
‘’ Hellbazer ‘’