Cobra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cobra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
 



Bu sene 20.'si düzenlenen İzmir Tüyap kitap fuarı kitap severleri bekliyor. Yedi yıldır düzenli olarak gittiğim için her sene ilginin gittikçe arttığını gözlemlediğimi söyleyebilirim. İzmir'de fuara gösterilen bu ilgiden oldukça memnunum, belki de sırf bu ilgiden fuar'a giriş ücretsiz olabilir. Bunlar bir yana da kitap fuar'ına giriş ücretli olur mu hiç? Bazı yerlerde böyle olduğunu duymak üzücü, zaten insanlar kitap almaya ve okumaya bu kadar ayak diretirken birde giriş ücreti koymak insanları kapıdan içeri bile girmekten caydıran bir şey, umarım her yerde girişler ücretsiz yapılır.

Evet, şimdi içeri girip fuar'da neler var neler yok bahsedebiliriz. Kitap fiyatları bu sene pekte şaşırtmadı, herhalde geçen sene yaşadığım şoktan ötürü alıştım herhalde gözüme o kadar çarpmadı, hatta yer yer iyi indirimler bile vardı. Oradan çizgilere gelirsek önceliği her sene benim klasiğim olan mizah dergilerine getireyim. İlk defa onların pahalılaştığını hissettim. Geçen sene özellikle kolleksiyon olarak topladığım ciltleri kaçtan aldığımı, unuttum ama bu sene daha pahalıymış gibi geldi. Diğer yandan iki büyük mizah dergisi Uykusuz ve Penguen arasındaki tuhaf bir şeyden bahsedeyim: Nedense cilt fiyatlarınında tuhaf bir döngü var. Bir sene ikisinde de fiyat aynı olur, sonraki sene birinin fiyatı diğerinden bir fazla olur, sonraki sene yine eşitlenir(yukarı yönde), ondan sonraki sene bu sefer diğeri daha fazla olur. Bu da döngüde bir farkın olduğu sene, yani seneye fiyat büyük ihtimalle bu sene çok olana eşitlenecek. Ama o fiyatın çokta ucuz olduğunu söyleyemem, özellikle fuar koşullarında. 


Mizahtan esas ilgilendiğimiz çizgi romanlara geçiş yapabiliriz. YKY standında, Adalet birliği ve çeşitli frankofonları bulabilirsiniz. Adelet Birliğinin ikinci cildininde çıktığını gördüm fakat fiyatlarını hiç sormadım, ikinci ciltteki işçiliği görmek yetti. Direk pas geçtim, zaten her iki ciltteki hikayeden de hoşlanmıyordum. Çizgi roman bulabileceğiniz bir başka yer Baykus standı ama hâlâ fuar'daki en yüksek fiyatlardan satma geleneğini sürdürüyorlar. Gerekli Şeyler'de yine aynı yerinde duruyor, Avengers ve bazı klasik serileri bulabilirsiniz. Ama bana hitap eden bir serisi yoktu, ayrıca en yeni kitaplar Avengers vs X-men ve Ultron Çağı'nı bulabilirsiniz (bu seriler üzerine olan kişisel yorumumu da eklemiyorum :D). Gerekli'nin standında dikkatimi çeken bir diğer şey ise son dönemin popüler Anmesi Shingeki no Kyojin'in mangasını görmek oldu. Gerekli'nin popüler manga serilerine yönelmeyi sevdiğini biliyorum ama en uzun soluklu serilerin hepsine birden el atması ne kadar doğru acaba? Bu arada Berserk'in üçüncü cildi çıktı mı, daha doğrusu çıkacak mı, diğer seriler de aynı akibete uğrayabilir mi ? Her neyse, yeri gelmişken Shingeki no Kyojin'in harika bir anime olduğunu da eklemeden geçmeyim.

Bu sene çizgi roman bakımından iki yeni katılımcı daha var, bunlardan biri Çizgi Düşler. Standı tam, geçen sene katılmaya başlayan Marmara çizginin yanında. Böylece yanyana iki standda fumetti(italyan çizgi romanları) ve Amerikan comiclerini bulabilirsiniz. Marmara çizgi Örümcek Adam ve Astonishing X-men serileriyle göze çarpıyor, her sene şu Astonishing serisini almaya niyetleniyorum ama hep başka bir seri aklımı çeliyor, bu senede öyle oldu artık seneye diyorum. Bu arada Marmara'nın özel Örümcek serilerini basmasıda ayrı bir hoşluk.Önce Kraven'in son avı, sonrasında Gwen Stacy'nin ölümü, acaba yıllar önce çıkan Ezakiel ve Morlun hikayesi yeniden basılacak mı merak içindeyim. Çizgi Düşler tarafında ise oldukça iyi kitaplar var. Yeni Fumetti serilerinin yanında kılıç ve büyü türü severlerinin uygun fiyata bulabileceği Solomon Kane ve Kull serileri var (Özellikle Solomon Kane'de gözüm kaldı o sayfa sayısına fiyat gerçektende çok makuldü). Fumetti severlerin uğrayabileceği bir diğer adreste Oğlak yayınlarının standı. Dylan Dog ve Martin Mystere koleksiyonlarımı tamamlamaya devam ediyorum. 

Son olarak bir diğer yeni katılımcı Büyülü Dükkan'dan bahsetmek istiyorum. Büyülü Dükkan gerçektende iyi bir hazırlık yapmış. Çeşit boldu, eski yayınlanmış Ultimate serilerinin yanı sıra  Flash, Deadpool ve Batman'in yeni serileri de vardı (bazı fumetti serileri de vardı ama pek dikkat etmedim).  Elbetteki gözüm hemen Batman'lere gitti, Geçen sene muhteşem işçiliği ve kaliteli yayınıyla gönlümü fetheden JBC'den Batman:Noel'i satın aldım (Öldüren Şakayı fuar'da hiçbir yerde göremedim). Bu kitabın çizimlerine ne kadar hayran olduğumu anlatamam( aslında anlatabilirim en iyisi incelemesini de yapayım daha sonra). Fiyat makul sayılır en azından intrnet alış verişi, kargo gibi şeylerle uğraşmak istemiyorsanız. Keşke JBC kendisi direk katılsa, belki daha iyi indirimler görebiliriz. 

Artık çıkış yapma vakti geldi deyip çıkışa yöneldim ama daha bitmedi. Yanlışlıkla Fuar'ın yapıldı yerin Basmane kapısı tarafında olan ana girişine yöneldim oradan çıkış yapılmadığını unutarak, geriye dönmüştüm ki imza salonunun olduğu bölüm gözüme çarptı. Bu sene orada da farklı standlar açılmış. Sahafların yeraldığı bu bölümde daha uygun fiyatlara kinci el kitaplar ve çizgiromanlar bulabilirsiniz. Burayı girişte nasıl farketmedim şaşırdım (Cebim boşaldığı için sadece bakmakla yetindim, siz benim durumuma düşmeyin :D). Eski mizah dergileri, yeni mizah dergilerinin eski sayıları, çeşitli dergiler ve kitaplar, hatta meraklısı için eski bilka örümcek adam sayıları bile bulabilirsiniz oraya da göz atmadan geçmeyin diyerek yazıyı sonlandırıyorum, Seneye yeniden gezmek dileğiyle.

Unutmayın fuar pazar gününe kadar açık olacak.            

"COBRA"

Geçen sefer DC'nin saçma sapan bir şekilde kötüye dönüşen kahramanlarından bahsetmiştik şimdi sıra Marvel tarafında, alternatif evrenler bu listede de yer almıyor bu yüzden Ultimate evreninden kimseyi beklemeyin. Baştan yazının spoiler içerdiğini belirttikten sonra listeye başlıyorum.

Susan Storm-Nefretin Hanımı Malice



    Yine listeye hafif bir girişle başlayalım. Fantastik dörtlünün birleştirici figürü olan Sue namı diğer Invisible Woman(Görünmez Kadın), yıllarca sağlam karakterli bir kadın kahraman olarak Marvel evreninin gurur kaynağı oldu ama bir dönem oda kötü karakterizasyondan nasibini aldı. Fantastik Dörtlünün 281. sayısında geçen hikayede, Susan, Malice adlı tuhaf bir varlığın etkisi altına girdi. Aslında teknik olarak kendi isteğiyle kötü olmasa da bu hikaye bayağı kötü şekilde ele alındı. Önce resimdeki gibi aptal bir kostüm giyip ekibinin karşısına çıktı, daha sonra ise yaptığı tek kötülük kardeşi Johny ve She-Hulk'u dövmek oldu. Ama hikayenin en utanç verici kısmı kocası Reed Richard'ın onu kurtarma kısmıdır. Reed önce onu ciddiye bile almayıp aşağılayarak senin  kadınsı kaprislerinle uğraşacak halimiz yok dedi ve sonrasında tokadı yapıştırdı. 


Ciddiye bile alınmamasını bir kenara bıraktım yıllarca çizilen güçlü kadın karakter portresi bu tokatla yerlebir edildi. Yani böyle gereksiz hikayeye  gerek var mıydı demeden edemiyorum, Sue umarım bir daha böyle bir hikayeye maruz kalmazsın diyerek açılışı yaptık, şimdi daha ciddi hikayelere gelelim.

Madelyn Prior - Goblin Queen hadisesi 



     Zavallı Madelyn, belki de bütün kahramadan kötüye dönüşme listesindeki en trajik hikaye ona ait. Bu hadisenin alt yapısı  X-men'in en ünlü hikayesi olan Dark Phoenix Saga'ya kadar gidiyor, bu yüzden anlatmaya oradan başlamak gerekiyor. Az buçuk herkes o hikayeyi biliyordur, Jean Grey kozmik bir varlık olan Phoenix'in etkisine girer ve tüm evreni tehdit eder hale gelir sonra Shiar İmparatorluk muhafızlarıyla X-men'in kapışması ve Jean'in ölümü falan filan. Hikaye bu şekilde gelişti ama orjinalinde serinin yazarı Claremont'un fikri bu şekilde değildi. Claremont, Jean Grey'i Phoenix'ten kurtulduktan sonra Scott(Cyclops) ile evlendirip ikisini X-men'den emekli etmeyi ve böylece karakterleri mutlu sona ulaştırmayı amaçlıyordu. Karakterleri mutlu son ile emekliye ayırmak enteresan bir fikir ve mainstreamde pekte görülmüş bir şey değil hele yayının popülerliği zirvede olduğu dönemde, fakat malesef editör kılıcı bu planların böğrüne saplanır. Marvel editörü Jim Shooter, Phoenix'in kimsenin takmadığı bir yıldız sistemini yok edip içindeki canlıları öldürmesinden dolayı bunun cezasını çekmesi gerektiğini düşünmektedir  ve Jean'in ölmesi yönünde karar verir. Claremont'un orjinal planı bozulsa da Scott'a mutlu son verme fikrinden vazgeçmez ve birkaç yıl sonra Jean'e çok benzeyen Madelyn Prior adlı yeni bir karakteri tanıtır ve süpriz olmayan bir şekilde  Madelyn'de hemen Scott ile ilişkiye başlar, bir süre sonra evlenirler ve bir oğulları olur (Bu çocukta Nathan Summers yani nam-ı diğer Cable oluyor). Madelyn, çocukları  olduktan sonra artık Scott'ın tamamen kendini ailesine vermesini ister ve durumu Storm'a açıklar, sonrasında Storm liderlik için Cyclops'u duelloya davet eder, duelloda Cyclops kaybeder ve liderliği devredip evinin adamı olmak için karısı ve çocuğuyla Alaskaya yerleşir. Buraya kadar her şey iyi, sonuçta Cyclops'un emekliye ayrılıp yedek bir X-men üyesi olması kötü bir fikir sayılmaz ama bu mâlesef pekte geçerliliği olan bir fikir de sayılmaz çünkü her zaman birileri sevdiği karakterleri çizgi romanlarda tekrar görmeyi ister, bu sebepten dolayı populer Marvel ve DC karakterleri ölü kalamıyor ya da emekli olamıyor. Şimdi arızanın başladığı noktaya gelelim.

       Cyclops emekliye ayrıldıktan çok kısa süre sonra orjinal X-men'in diğer üç üyesinin yer aldığı Defenders adlı yayın sona erer. Bunun üzerine Marvel içinde yeni bir seri fikri doğar. Iceman, Beast, Angel ve Cyclops'tan oluşan yeni bir X takımı yapalım, böylece Kirby-Lee dönemi ilk ekip geri dönsün fikri ortaya atılır, ondan sonraki fikir alışverişi aynen şöyle gelişiyor: "iyi ama Jean Grey öldü ve 5-6 senedir piyasada yok orjinal beşliyi tamamlayamıyoruz dedi, başka bir yazar ne bileyim belki Dazzler'ı kadın üye olarak eklesek olur dedi, bir diğeri yok olmaz orjinal beşli olmalı neden ölümden geri gelmesin ki mitolojideki Phoenix küllerinden geri doğmuyor mu zaten dedi sonra editör Jim Shooter gelip kattiyen olmaz Jean katliam yaptı onu temize çıkarmazsanız izin vermem dönmesine der. " tüm bu tartışmanın sonunda Kurt Busiek'in ortaya attığı öneri kullanılır. O fikir de şuna dayanıyor:   Aslında Jean hiç Phoenix olmamıştı, Phoenix adlı varlık onun şeklini alıp, Jean'i bir kapsüle hapsetti, her şeyin sorumlusu Phoenix, Jean hâlâ denizin dibinde kapsül içinde uyuyor." yani kısaca bu tüm dark Phoenix olayında Jean kılığında birini okumuşuz anlamına geliyor. Fikir hemen Fantastik Dörtlü kitabında hayata geçirilir ve kapsül içindeki Jean keşfedilir sonra yeni mutant takımı X-Factor yayın hayatına başlar. İşte bundan sonra her şey sarpa sarar. Jean'in hayatta olduğunu öğrenen Scott hemen onu görmeye gider, tabii Madelyn ile kavga ederek. Scott'ın karısını ve çocuğunu terk edip Jean'e koşması bugün bile Cyclops'a bel altı vurmak için kullanılan bir hadise ki  otuz seneden fazla oluyor. Tabii bu olay en fazla Claremont'u kızdırır, Madelyn'in bütün kurgusunun çöktüğünü ve Jean ile Scott'ın karakterlerinin zedelendiğini düşünür ama  daha her şey  yeni başlıyordu. Artık Madelyn gereksiz bir karakter olduğundan elemine edilmesi gerekiyordu ve bunun için en kötü yol seçilir; onu kötüye dönüştürmek. Eğer bir karakter kötüye dönüştürülecekse allah kimseyi Marvel'ın eline  düşürmesin. Önce Madelyn kaçıp X-men'in yanına yerleşir ve entrikalar çevirip ekibi, yeni kurulan X-Factor'e karşı doldurur, sonra Cyclops'un kardeşi Havok ile ilişkiye  girer (sanki eski türk filmlerine döndü hikaye) ve sonrasında şeytani güçlere sahip olup Goblin Queen'e dönüşür. Böylece Inferno saga adlı crossover başlar. Bu hikayede neler olmadı ki! İblisler New York'u işgal etti, X-men ve X-Factor ekipleri birbirine girdi ve  Madelyn'in aslında Jean'in klonu olduğu ve her şeyin arkasında Mr. Sinister'ın olduğunu öğrendik, bu büyük retcon yumruğundan sonra iyice çıldıran Madelyn kendi oğlunu iblislere kurban etmek isterken ölür ve kariyeri böylece son bulur. Bana kalırsa tüm bu olaylar X-men için de bir dönüm noktası sayılır, ondan sonra X-men dünyası sürekli çıkan yan seriler ve uzun crossover hikayeleri yüzünden iyice karmaşık bir hal aldı. Hatta Marvel'daki birçok kötü hikayenin temelini bu hadiseye dayandırıyorum; gereksiz retconlar, kahramanların kahramanlarla savaşması, kafayı yiyip çıldıran kahramanlar, klonlar ve sakız gibi uzatılan olay örgüsü ne ararsan var. Tüm hadisenin suçlusu kimdi? Ölmek bilmeyen abartı karakter Jean mi (bu olaydan sonra ondan nefret ettim), çocuğunu ve karısını terk eden Cyclops mu, orjinal hikayeye müdehale eden editör mü, bu saçma sapan retcon'u yazan yazarlar mı? Kim suçlu karar veremedim ama bildiğim bir şey varsa tek masum karakter Madelyn Prior.

Magneto-Xorn karmaşası



    Magneto zaten kötü adam değil miydi diyebilirsiniz ama önce bir olayı anlatayım. Az önce X-men'in gittikçe karmaşık bir hal almaya başladığını söylemiştim, işte doksanlı yıllar bu dönem oluyor. Sürekli yeni mutantların ortaya çıkması ve onlara yapılan solo yayınlar ve uzun crossover hikayeleri yüzünden genel anlamda Marvel evreninde Mutantlar kontrolden çıkmıştı (tabii şirketin atlattığı finansal badirelerden hiç bahsetmiyorum). Bu yüzden 2000 yılında başlayan Grant Morrison'un run'ı Mutantların durumunun yenilendiği seri olarak kabul edilir. Morrison'un run'ını sevende var sevmeyende, kendi adıma konuşursam beğeniyorum ve modern çağ X-men serisi için iyi bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. Serinin ilk hikayesi Tükenişin T'si adıyla ülkemizde basıldı ama ne yazık ki devamı gelmedi. Başta spoiler uyarısı  verdim fakat bu seriyi tavsiye ettiğimden okumayı düşünenler için uyarı yapıyorum az sonra hikayenin kilit noktalarından bahsedeceğim, okumayı düşünüyorsanız bu kısmı geçip diğer kahramana atlayın ya da buna rağmen okuyabilirsiniz hikayeden her şekilde zevk alırsınız . Hikayenin başında Xavier'in kötü ikizi Cassandra Nova kontrolündeki  Sentineller, Genosha adlı Magneto'nun hakimiyetindeki mutant ada devletine saldırı yapar. Adada yaşayan tam on altı milyon mutant katledilir ve yıkıntılardan sadece eskiden kötü olan Emma Frost sağ çıkar. Gidecek yeri kalmayan Emma, Xavier'in okuluna katılıp resmi olarak bir X-men olur. Bu arada Morrison bu hikaye boyunca az kişiden oluşan çekirdek bir X-men kadrosu kullandı, ekip Cyclops, Beast, Jean Grey ve Wolverine'den oluşuyordu. Bu katliamdan sonra mutantları bir araya toplamaya çalışan X-men ekibine sonradan esrarengiz bir mutant katılır. Kafasında metal bir başlık bulunan Xorn adlı bu mutant tedavi edici güçlere sahipti. Kısa süre içinde Cassandra Nova ile yapılan mücadeledeki başarısıyla tüm ekibin güvenini kazanan Xorn, takımın bir üyesi haline gelmiş ve öğrencileri eğiten  öğretmenlerden biri olmuştur.  Neyse hikayeyi kısaltırsak, Morrison run'ındaki finale yaklaşırken, X-men üyeleri ayrı ayrı tuzağa düşürülür ve bu tuzağı içlerinden birinin hazırladığını anlarlar. Bu kişi anlayacağınız üzere  Xorn'dur ama metal başlığını çıkardığında altındaki yüzün  Genosha'da öldüğü sanılan Magneto'ya ait olduğunu görürüz. Planet  X adlı bu final bölümünde Magneto New York'ta katliam yapmaya başlar ve topladığı yeni mutant kardeşliği ile Mutant devrimini gerçekleştirmeye hazırlanırken Phoneix gücü sayesinde hem kendini hemde dostlarını kurtaran Jean ve diğer X-men üyeleri karşısına çıkar. Magneto durdurulur ama Jean'i ölümcül bir şekilde yaralar ve bunun üzerine çıldıran Wolverine, Magneto'nun kafasını uçurur. Böylece Jean Grey sonunda ölmüş olur ve çok şükür hâlâ ölü durumda  ama Magneto gibi önemli bir düşmanın ölmesi Marvel'ı dehşete düşürür. Hikaye boyunca editörler Morrison'a  fikrini değiştirmesi yönünde çaba göstersede başarılı olamazlar, sonuçta Grant Morrison gibi bir isme baskı yapmak biraz sıkar. Çözüm olarak onun gidişinden sonra editör müdehalesinin bol olduğu X-men serisi başlar. Çözüm yolu ise şöyle tuhaf bir şekilde gerçekleşir. Xorn'un tıpatıp aynısı bir karakter ortaya çıkar, başka bir X serisinde de Magneto yeniden görülür, bu yeni Xorn'un bir ikiz kardeşi varmış, tüm Morrison run'ında aslında bu ikiz kardeş Xorn yer almış, yani bu kötü Xorn, Magneto kılığına girdi ama X-Men'e Magneto kılığındayken Xorn kılığında sızmış ve sonradan yeniden Magneto kılığına girerek bu eylemleri gerçekleştirmiş. Akla uygun geliyor mu, pek sayılmaz ama sonuç olarak Marvel Magneto'suna geri kavuştu ve her şey oldu bitti.  Bence tüm bu son kısmı unutup Morrison'un run'ını olduğu gibi kabul edin sonra da Magneto'nun bir şekilde geri döndüğünü kabul edin yeter.     

Marvel Evrenini kökten değiştiren Scarlet Witch     

     

     Daha şimdi babasından bahsettik biraz da kızından bahsedelim(bu yazıyı hazırlarken hâlâ kızıydı ama son olaylarda Marvel sinematik evreni için yeni bir Retcon yumruğu hazırlıyor gibi görülüyor). Scarlet Witch ve kardeşi Quicksilver ilk olarak orjinal X-men ekibinin düşmanı olarak ortaya çıktılar hemde Magneto'nun emrinde. İlerleyen yıllarda reforme olup Avengers'a katılarak iyi tarafa geçtiler (ya da hiç iyi olmayıp hep kötü müydüler? bak bu sağlam bir twist olur) ve babalarının gerçekte Magneto olduğunu öğrendiler (dediğim gibi bu her an değiştirilebilir, hatta Wanda'nın mutantlığı bile). Uzun yıllar kahramanların yanında savaşıp adalete hizmet ettiler fakat her şey 2000'li yılların ortalarında Avengers'ın başına Michael Brian Bendis'in gelişiyle değişti. Bendis, Avengers'ın başına gelir gelmez ilk yazdığı hikaye Avengers dağıldı oldu.  Adam gelir gelmez Avengers'ı neden dağıttı yav diye sorabilirsiniz bundan bahsedeceğim ama önce bir hikayeyi anlatayım. Hikaye aslında bayağı hızlı bir şekilde aksiyonla başlıyor, daha önce ölmüş olan D sınıfı bir Avengers üyesi olan Jack of Hearts, bir zombi şeklinde Avengers malikanesine gelir. Antman Scott Lang onu bu şekilde görür görmez yanına gelir ama zombi Jack özür dileyerek patlar ve Lang'i öldürür. Malikaneden çıkan ekip ne olduğunu anlamaya çalışırken başka bir yere birleşmiş milletler konseyine gideriz, sarhoş Tony Stark tüm delegelerin önünde Latveria(Dr.Doom'un ülkesi) delegesini ölümle tehdit eder fakat Tony sabahtan beri ağzına bir damla koymadığını iddia etmektedir. Tekrar malikaneye döndüğümüzde bir Jet tüm hızıyla binaya çarpar, jetten çıkan Vision'un içinden onlarca Ultron robotu çıkar ve her yer cehenneme döner. Robotları yendikten sonra dişi Hulk kafayı sıyırıp Vision'u tuttuğu gibi ikiye böler. Kontrol edilemeyen dişi Hulk kendi arkadaşlarına dalar ve Wasp'ı komaya sokar (hikaye, bir nefes al!), sonra Cap.'i neredeyse öldürecekken Tony Stark gelip dişi Hulk'u bayıltmayı başarır. Herkes şok içinde ne olduğunu çözmeye çalışırken (eski avengers üyeleride olayı duyup gelirler) bir Kree donanması New York semalarında belirir. Sonra Hawkeye şimdiye kadar çizgiromanlarda gördüğüm en saçma ölüm şekliyle (cidden daha fazla seçenek bulabilirsem bir ara saçma şekilde ölen kahramanlar listesi yapmayı düşünüyorum  ve birincilik kesinlikle Hawkeye'ın olur), kendini ve Kree gemisini patlatır, sonra bir anda Kreeler ortadan kaybolur ve Dr. Strange ortaya çıkar. Tüm bunların sorumlusunun Scarlet Witch olduğunu söyler, hikayeye göre Scarlet Witch, Wasp ile geçen bir konuşmasından sonra iki tane çocuğu olduğunu hatırlıyor ama sonra o çocuklar aslında büyü güçlerinin yarattığı hayali çocuklar çıkıyor sonra bu çocuklar yok oluyor ve Scarlet Witch, Wasp ile konuştuktan sonra hatırladığı çocuklarını saplantılı bir şekilde tekrar isteyip kafayı yiyor ve Avengers'a saldırmaya başlıyor... Ufff, bu tam yirmi sene önceki bir olayın retconu, bunu belki farklı bir konseptte ele alırım çünkü gerçektende enteresan bir öykü.  Neyse tekrar dağılışa dönersek, Avengers üyeleri Scarlet Witch'in yanına giderler, artık iyice kafayı sıyıran Witch onlara saldırır ve en sonunda Doctor Strange tarafından durdurulur ve tam o anda oraya gelen Magneto kızını alıp oradan ayrılır. Sonrasında da Tony Stark olaylardan ötürü Avengers'ı destekleyemiyorum der ve ekipte dağılma kararı alır. Büyük ölçüde saçma sapan bir öykü, birçok saçmalığı bir kenara bırakırsak (Scarlet Witch'in koca Kree donanması getirmesi ve bunun hayal mi gerçek mi olduğu gibi beyin yakan soru işaretlerini bir kenara bırakırsak), Scarlet Witch'in neden Avengers'a saldırdığını bir türlü çözemedim, onları mı suçladı, onları tehdit olarak mı gördü hiçbir şey anlamadım, bence Avengers'ı dağıtmak için oldukça saçma bir yoldu. Peki Bendis neden böyle bir yola girdi derseniz sorunun cevabı çizgiromanlarda Status quo denilen türkçesiyle mevcut durumdan kaynaklanıyor. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse Avengers o zamanlar pekte popüler bir seri değildi, hatta 90'larda üvey evlat muamelesi bile görüyordu ki bu başka bir yazının konusu.  Bendis o dönem ki mevcut Avengers kadrosundan hiç memnun değildi, özellikle sinemayı kasıp kavuran Örümcek Adam ve X-men(sadece Wolverine'i parlatan X-men)filmleri varken neden bu karakterlerin popülerliğini kullanamadıklarını sorguluyordu. Cevap basitti Wolverine ve Örümcek Adam gibi kahramanlar çokta Avengers'ın yapısına uygun adamlar değillerdi, o zaman en iyi çözüm mevcut durumu değiştirmekti ve artık daha karanlık ve zorlu bir dünya düzeninin yeni Avengers'ı Wolverine ve Örümcek Adama kollarını açmıştı. İşin ironik tarafı Bendis'in bu karakterleri hiç etkili bir şekilde Avengers'ta kullanabildiğini göremedim(Aslında ondan sonraki yazarlarında, bence bu ikisi cidden Avengers'a uymuyorlar benim kanaatime göre filmlerde yer almamaları aslında iyi bir şey). 

    Diğer yandan Bendis'in hiç önem vermediği Scarlet Witch ile daha işi bitmemiştir(O zamanlar kim Marvel Stüdyosu filmlerinin bu kadar ses getireceğini bilebilirdi ki), bir sonraki büyük Marvel eventı House of M(M Hanedanlığı)'nda da başrolü ona verir. Hikaye artık iyice kontrolden çıkan Scarlet Witch için ne yapılması gerektiğini tartışan X-men ve Avengers ekibinin görüşmesiyle başlar. İki ekipte bir sonuca varmak için Witch'in bulunduğu yere, harabe halindeki Genosha'ya (yukarıda Xorn'da harabe haline gelişinden bahsettim) giderler. Bu arada Magneto ve Quicksilver'da ne yapacaklarını düşünürken, bir şeyler olur ve adaya gelen iki ekipte parlak bir ışığa maruz kalır, sonrasındaysa herkes yepyeni ve muhteşem bir dünyada gözlerini açar. Mutantların üstün sınıf olduğu bu alternatif gerçeklikte, Magneto ve ailesi dünyanın hakimi haline gelmiştir. Bu hikayenin ayrıntılarından ve arızalarından bahsedip uzatmayım, önemli olan sonuç kısmına gelelim. Eski hafızasını kazanan kahramanlar,M ailesi ve müttefikleriyle savaşır, herkes tüm bunları Magneto'nun kızına yaptırdığını sanırken aslında onun da manipüle edilildiği ve Quicksilver'ın yaptırdığı ortaya çıkar. Hayali çocukları yok olan ve kardeşi yaralanan Scarlet Witch tamamen çöküp "no more mutants" diyerek dünyadaki bütün mutant genini siler ve kabak mutantların başına patlar. Fikir editörlerin mi yoksa Bendis'in mi bilmiyorum ama görünüşe göre Avengers'ın mevcut durumu değişmişken Mutantların mevcut durumuna da el atma kararı alınmış. Evet Marvel'da gereğinden fazla mutant olması bir sorundu, Genosha katliamı biraz sayıyı düşürmüştü ama mutant genini silip birçok mutantın güçlerini almak pekte iyi bir fikir sayılmaz, hele güçlerini kaybeden Iceman,Magneto,Polaris  gibilerinin tekrar güçlerini kazanması, olayın psikolojik mi, mistik mi, biyolojik mi olup olmadığının belirsizliği  işi daha da karmaşık hale getiriyor. Ama esas konu Scarett Witch bunu nasıl yapabildi? Dağılış hikayesindeki Bendis'in uydurduğu abartı güçleri bile kabul etsek, bütün gerçekliği değiştirmek ve üstüne dünyadan mutant genini silmek abartıyıda aşıp yüksekten uçmak oluyor. Marvel bu olaya açıklamayı ise ancak beş yıl sonra 2010 yılında yapıyor hemde kulağa çok tanıdık gelen bir hikayeyle. Meğer Sinestro'nun pardon Dr.Doom'un manipülasyonları sonucu Scarlet Witch uzaylı bir böcek şeklindeki varlığın pardon mistik bir varlığın kontrolü altına girip bunları yapmış ve işin komik tarafı hayali zannedilen çocuklar aslında gerçekmiş (tabii çocukların gerçek mi hayal mi olduğunu anlayamayan kahramanların nasıl gerizekalı konumuna düştüğünden hiç bahsetmeyim). Evet bu hikayeyi anlatan Childen's Crusade bayağı sorunlu bir öykü hele AvX'ten hemen önce gelmesi bütün olarak Marvel'ın ne kadar kötü bir strateji izlediğinin kanıtı. İki şirketin editörlerinin nasıl işlerinde bu kadar beceriksiz olması aklımın almadığı bir şey. Her neyse, Scarlet Witch'in kötü olması aslında Marvel'da hâlâ süren bir trendin başlangıç noktası sayılabilir, yani sonrasında gelen neredeyse tüm eventlarda "kahramanların kahramanlarla savaşması" . Bu arada kahramanların kahramanlarla savaşması demişken listedeki bir sonraki seçeneğe gelelim...

Tony Stark ve Reed Richard'ın İç Savaş vukuatları


      İç Savaş (Civil War) 2006 yılındaki Marvel eventı, süper kahramanların dünyasını tam ortadan ikiye ayıran olay, büyük görüş ayrılıkları... ideolojilerin çarpışması... kim haklı, sen kimin tarafındasın...kimse kimseye güvenmiyor... vs... vs...hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... ultra epik büyük olay ve... bu hikayeden nefret ediyorum! Az önce bahsettiğim Bendis'in saçmalıklarına kötü hikaye deyip geçebilirim ama gerçekçi olmaya çalışıpta bu kadar arızalı ve yanlışla dolu bir hikayeyi kötü deyip geçemem. Oradaki yanlışları hatırlamak bile sinirlerimi kaldırmaya yetiyor, bu hikayenin okuduğum tüm hikayeler içinde en nefret ettiğim ikinci Marvel hikayesi olduğunu rahatça söyleyebilirim. Tabii bu hikayeyi seven kişilere bir lafım yok, zevk meselesi ve kimseyi bu hikayeden zevk aldı diye kötü hissettirmek istemiyorum. Hikayenin özetinden veya sorunlarından hiç bahsetmeyeceğim çünkü başlarsam sonu gelmez, onun yerine hikayenin beni en çok rahatsız eden yanlarından biri olan Tony Stark ve Reed Richard'ın yaptığı hareketlerden bahsedeyim. Bildiğiniz gibi bir kayıt yasası çıktı (ama kimse bu yasanın tam olarak ne halt olduğunu açıklama zahmetine girmedi), Captain America yasaya karşı çıktı (ve hesapta gizli kimliklere saygılıymış ve hükümetin oluşturmak istediği süper kahraman ordusuna karşı çıkıyormuş) ve bir kısım kahraman onu destekledi (Herkül gibi gizli kimliği olmayan, Cable gibi kimliği bilinen ve açık ev adresi bile bilinen Luke Cage gibileri), diğer tarafta yasayı destekleyen Tony Stark (Marvel'ın kıl olduğu ve sürekli dallamanın tekiymiş gibi göstermeye çalıştığı, hatta doksanlarda Kang'ın ajanı bile yaptığı Tony Stark) ve onun taraftarları (birçoğu tuzu kuru kimliği bilinen kahramanlar ve enayi Örümcek Adam ki sonra taraf değiştirip ailesini tehlikeye  atan ve daha sonra da en nefret ettiğim hikayenin baş kahramanı olan Örümcek adam).  Hikayenin kırılma noktası herkesin bildiği gibi Marvel'ın C sınıfı kahramanlarından Goliath'ın öldüğü an oluyor. Ölümü şöyle gerçekleşmişti; Stark tarafı, Cap. ve diğerlerini sahte bir alarm ile bir yere çekmişti, ufak bir tartışmadan sonra herkes birbirine daldı ve sonra Ragnarok adlı Thor klonu (yine mi klon? Marvel'da klon kelimesi kesinlikle yasaklanmalı) savaş alanına gelip yasa karşıtlarını haşat etti ve sonra Goliath onun karşısına çıktı ve Ragnarok veya fanların tabiriyle Clor'un yıldırımıyla göğsüne açtığı büyük bir delikten sonra öteki dünyayı boyladı. Bu noktadan sonra hikaye ciddi anlamda rayından çıktı. Sorunlardan bahsetmek istemezdim ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Goliath'ın ölümü fazlasıyla ucuz bir numara, tam on sene boyunca aktif olmayan bir kahraman aksiyona geri dönüyor ve kısa süre sonra da sadece okuyucuyu şaşırtmak amacıyla öldürülüyor. Goliath'ın Marvel evreni için önemli bir figür olmadığı bariz bir şey ve bu hikayeye kadar onu hardcore Marvelcılar dışında kimsenin tanımadığından da eminim ama bir şekilde hikayeye damga vurdu. 


    Beni rahatsız eden kısım ise ölümünden sonrasının ele alınış şekli. Yıllarca omuz omuza kötülere karşı birlikte savaştıkları bir dost öldürülüyor, bunun iki tarafa da etkisi olmalıydı fakat böyle bir etkiyi iki tarafta da göremedik. Cap.'ın tarafı zaten tamamen sığ fikirli olduğundan olayın sıcağında verdikleri yüzeysel tepki ve diğerleri hakkında atıp tutma dışında hiçbir şey yapmadılar hatta Goliath'ı hemencecik unuttular bile. Stark tarafında ise durum çok daha vahimdi. Öncelikle omuz omuza savaştıkları bir dostları Stark ve Richard'ın yarattığı bir yaratık tarafından öldürülüyor.  Bu cinayetin böyle  geçiştirilmesi aradan o kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ beni rahatsız ediyor. Tamam Goliath kanun kaçağı konumundaydı ama bu adamın o kadar hizmeti oldu, bu şekilde cinayete kurban gittiği için sorumluları hesap vermeyecek mi? Aslında bu noktada hikaye gerçekten derinleşebilirdi. Stark'ın ve Richard'ın vicdan hesaplaşmasına girilebilirdi ama tam tersine hikaye yokuş aşağıya inip her şeyi yıkıp dökmeye başladı. İkili bu olayı tamamen unutular ve tam birer gestapoya dönüp sürek avı başlattılar. Kayıt olmayı reddeden kahramanları insan haklarını hiçe sayarak(ki Marvel evreninde kötülerin sürekli yararlandığı haktır) gün yüzü görmeyecek şekilde Negative Zone'a kapattılar(ki bu muamele süper kötülere bile uygulamadı şimdiye kadar, yasanın neresinde kayıt olmayanlar insan haklarından yararlanamaz yazıyor? Bu mu derin hikaye?). Yetmedi yıllarca savaştıkları bir takım süper kötüye bir çeşit nanoteknolojik zımbırtı yerleştirerek eski arkadaşlarının üzerine saldıttılar, onu da geçtim o katil, ırkçı(nedense sırf siyahilere saldırdı hep), psikopat robotu tekrar kullanmaktan hiç çekinmediler. Arkadaşlar bir durun yahu, şimdiye kadar can düşmanlarınıza bu kadar dalmadınız.  Bu iki karakter bu hikayede resmen süper kötüleri bile aştılar, sonrasında insanların bu karakterlere duyduğu kin tarif edilemez ama en çok merak ettiğimse nasıl oldu da bir tane bile yazar, çizer, editör bu yapılanlara karşı çıkmadı. Ama zaten Marvel evreninden bahsediyoruz, önceki yazıda da söyledim üstünü kapatıp örterler ve her şey unutulur gider ama herkes unutsa da ben unutmayacağım. Civil War kayıpları Goliath, Typeface ve Bantam, sizler her zaman kalbimde yaşayacaksınız.

 Dünya Kırıcı Hulk 



     Hulk'un sürekli Marvel kahramanlarıyla dövüşmesi yıllarca tekrar tekrar kullanılan bir konsept oldu hep (hatta Avengers'ın kuruluşu bile bu şekilde oldu), o zaman ne diye Hulk'u listeye aldın derseniz hikayeyi anlatayım. Planet Hulk ve World War Hulk hikayelerini duymuşsunuzdur ya da duymamış olabilirsiniz, işte kısa özet: İlluminati denen kahramanlar içindeki gizli bir örgüt artık Hulk'un dengesizliklerinden bıkıp onu bir uzay kapsülüne sokarak yaşamın evrimleşmediği sakin bir gezegene postalarlar ama Clor'un da hiç sorun çıkarmayacağı düşünen Reed Richard hesaplama hatası yapıp yanlışlıkla Hulk'u bir tiranın yönettiği cehennem gibi bir savaş dünyasına gönderdikleri ortaya çıkar. Bu arada İlluminati'de Tony Stark'ta var, ikilinin yukarıdaki vukuatlarına yıllarca omuz omuza birlikte savaştıkları bir arkadaşlarını tuzak kurup başka bir gezegene yollamayı da ekleyin. Öncelikle şunu belirteyim Planet Hulk çok güzel bir öykü, Gladyatör ve Spartaküs tarzı bir öykünün harika bir şekilde  çizgi romana uyarlanışını görüyoruz.  Aslında devamı da Hulk'un kozmik serüvenleri şeklinde ilerleseydi daha iyi olurdu. Marvel'da hep güçlü kahramanları yazmakla ilgili bir problem olduğunu düşünürüm, karakterlerini abartıp güçlendirdikçe güçlendirmeye çalışırlar fakat sonra o abartı hâline gelmiş karakterle ne yapacaklarını bilemezler (büyük ölçüde kötü adam kıtlığından), işte bu yüzden dünyada sorun yaşadığın Hulk'u uzayda maceralara soksaydın fena olmazdı  ama tabii ki Marvel'ın planları daha farklıydı . Planet Hulk'un sonunda Hulk'u getiren kapsül infilak ederek gezegeni yerlebir eder. Bundan da kurtulan Hulk büyük bir öfkeyle hesap sormak için hayatta kalan birkaç yoldaşıyla dünyaya gider ve World War Hulk hikayesi başlar. Bu arada Hulk o hikayede o kadar aşırı abartı bir hale getirilmişti ki herkesi ezip geçecek güçteydi.  Her neyse  Hulk önce Ay'da mola verip Inhumanların lideri  Black Bolt'a temiz bir dayak atar. Sonra dünyaya geldiğinde karşısına Hulkbuster zırhıyla Stark çıkar ama onun da ağzını burnunu dağıtır. Sonra yoldaşlarıyla birlikte karşılarına çıkan Civil War yasası karşıtı gizli Avengers üyelerini ve yasa taraftarı muhteşem Avengers üyelerini ezip geçer. Sonra listedeki bir diğer illuminati üyesi olan Profesör X'in peşine düşüp soluğu Xavier'in okulunda alır. Karşısına çıkan X-men'i benzetip, tam Profesör X'i de dövecekken mutantların House of M hadisesinden haberdar olur ve acıyıp ellemez. Bir sonraki durak Baxter binasıdır, burada Reed Richard'ı döven Hulk araya giren diğer fantastik dörtlü üyelerini de pataklar. Son olarak gitmesi yönünde oy kullanan Dr. Strange'inde pestilini çıkarır. Böyle hızlı geçsemde aslında hikayeyi eğlenerek okudum. Büyük ölçüde Marvel'ın son zamanlarda tartışmalı hareketler yapan kahramanlarını temiz bir dayaktan geçirerek fanlarda biriken hıncı çıkarmak için yazılmış zevkli bir öyküydü fakat son kısımlara kadar. 

       Hulk hepsine sağlam bir dayak attıktan sonra New York'un göbeğine koca bir arena kurdu. Eee, herhalde ne çektiğini göstermeye çalışıyor tamam buna eyvallah, sonra esir tuttuğu kahramanlara kendisine arenada dövüşmesi için takılan elektronik şeyleri taktı. Eee, Hulk biraz ileri gitmiyor musun? Daha sonraysa zorla arenada kahramanları dövüştürmeye başlar. İşte burası hikayenin gerileme noktası oluyor. Belki Hulk çektiklerini onlara da yaşatıyor diyebiliriz ama Planet Hulk öyküsü tamamen bunun yanlışlığı üzerine kuruluydu, şimdi Hulk'un devirdiği İmparatorun hareketlerini yapması onu tutarsız bir konuma düşürür. Bir ara neredeyse Stark ve Richard'ı zorla birbirine öldürtecekti ki bir şekilde insafa gelip durduruyor. Tüm bu gösteriden sonra Hulk bütün New York'u yıkacağını ve olayın sorumluluğunu kahramanların üzerine yıkacağını söylüyor. Eee, bu da hatalı bir hareket çünkü teknik olarak şehri sen yıkmış oluyorsun ve hiçbir günahı olmayan sıradan sivilleri evinden barkından etmek seni haksız konuma getirir, neyseki bunu başaramayıp Sentry tarafından durdurulur. Haklıyken haksız konuma düşmek bu oluyor sanırım ama zaten Marvel'ın tüm kahramana karşı kahraman savaşları bu şekilde yürüyor, haklı olan taraf bir şekilde haksız konuma düşürülüyor tıpkı bir öncekinde olduğu gibi ama yazının devamında da aynı durum gelecek bu arada hazır Sentry demişken...

Bilmem kaç milyon güneş gücündeki Sentry


    Marvel'ın güçlü kahraman yazmakta sorun yaşadığını söylemiştim işte bunun en güzel örneği Robert Reynolds nam-ı diğer Sentry. Bu karakter bir tür Superman analogu olarak yaratıldı ama oldukça enteresan bir fikir olarak düşündüğüm bir konseptle. Aslında 2000 yılında yaratılsada Sentry Marvel evreninin eski bir ferdiymiş, ortaya çıktıktan sonra birçok kahraman onunla ilgili bir şeyler hatırlamaya başladı. Hulk'u sakinleştirmiş, Fantastik Dörtlü ile maceralara atılmış falan filan. Hafızalardan silinmesinin sebebi ise benliğinin kötü yarısının Void adlı bir varlığı taşımasıymış. Çok güçlü olan Void kontrolü tamamen ele almasın diye dünya üzerinden silinip unutulmayı tercih etmiş. Büyük bir fedakarlık ve güzel bir retcon (evet her retcon yumruğu kötü değildir).  Büyü veya bir tür mistik güçlerle hafızalardan yok olmakta çizgiromanlarda kullanılan bir konsept olduğundan bunda da sorun yok. Sorun aslında Sentry'nin kullanılışında başlıyor, yazarlar bu güç dengelerini değiştiren karakterle ne yapacaklarını bilmiyordu. Bariz örneklerinden biri İç savaş, burada Sentry yasa tarfındaydı hatta son savaşta bile alandaydı ama onca gücüne rağmen hiçbir şey yapmadı ki o güçlerle yasa karşıtlarını ezip geçmesi gerekiyordu fakat tam tersi yasa karşıtları üstünlüğü ele geçirdi. Daha sonrasında ise en büyük rolünü Hulk'a karşı oynadı ve gerçektende Hulk ile yaptığı dövüş şahaneydi. Sonrasında ise Marvel'ın "Gizli İstila" eventı başladı.  Bu biraz tuhaf ve karışık bir öykü altyapısını tam olarak bilecek kadar  Marvel evrenine hakim değilim. Hikayenin temelinde Skrull adlı şekil değiştirebilen bir uzaylı ırkın dünyayı istila planı yatıyor. Bu hikayede aslında onların gizlice birçok kahramanın ve süper kötünün şekline girip yerlerine geçtiği ve uzun süre onlar gibi hareket ettiği anlatılıyor (ama bunun ne kadar sürelik bir zamanı kapsadığı belli değil, belliyse bile ben çözemedim). Aslında kendi kişisel fikrime göre Marvel büyük bir Retcon yumruğu atmak istiyordu, son zamanlarda birçok kahramanını sevimsizleştirdikleri için "aaa bakın! aslında bunları yapan Skrullardı" şeklinde bir açıklama getirmek istiyordu ama nedense kahramnların pek azı bundan yararlandı, özellikle Tony Stark'ın İç Savaş vukuatlarından ötürü bundan yararlanmasını beklerdim ki başlarda böyle bir hava verilmişti ama nedense vazgeçtiler. Her neyse Sentry bu hikayede de pek bir icraat göstermedi ama bu hikayedeki önemli  değişiklik Norman Osborn'un SHILD'in başına geçişi. Evet Örümcek Adam'ın düşmanı ilk Yeşil Cin olan Norman Osborn. Karanlık Hüküm denilen bu dönemde Osborn kötü adamları ve moral kodu olmayan Ares gibi tipleri toplayarak kendine ait bir Avengers ekibi kuruyor. 

    Bu dönemi fazla uzatmaya gerek yok fakat süpriz bir şekilde Osborn'un işleri oldukça iyi idare ettiğini düşünüyorum. Bu dönemde ayrıca Sentry'de ekibin içindeydi (bir takım ilginç sebeplerden ama önemi yok) ve bu sefer güçlerini ciddi anlamda gösteriyordu hatta Osborn ve tayfasını bile korkutacak biçimde. Aslında Dark Avengers serisi Sentry'nin kötü olacağının sinyalini adım adım veriyordu, yani hazırsız yakalanmadık ama burada beni rahatsız eden kısım biraz farklı. Az önce Sentry'in çıkış öyküsünün iyi bir retcona dayandığını söylemiştim ama Bendis bu retconu retconlayarak işi bozdu. Orjinalinde Robert Reynolds'un lise öğrencisiyken bir profesörün gizli bir formülle yaptığı serum sayesinde Senty'e dönüştüğü anlatılmıştı, Bendis'in retcon yumruğundaysa meğer Robert bir madde bağımlısıymış ve laboratuvara bu bağımlılıktan dolayı girmiş ve serumu içtikten sonra güçler kazanıp laboratuvarı yok ederek güvenlik görevlilerini öldürmüş, sonra bu olayı zihninin derinlerine atarak unutmuş. Tam Geoff Johns'a yakışır karanlık bir retcon yumruğu ama malesef Bendis onun kadar yetenekli değil, bu yüzden sürüyle soru işareti yaratıyor, özellikle önceki yazılan hikayeleri göz önüne alırsak. Her neyse sonuçta Sentry, Osborn'un oyunlarına gelerek Amerika toprakları üzerine kurulan yeni Asgard'a yapılan kuşatmada baş rolü oynar. Gerçi her şey tıkırındayken Osborn'un bu kuşatmaya neden girdiğini anlamadım, aslında Osborn'un Örümcek adam düşmanlığından genel tehdite dönüştürülmesi olayını da hiç anlayamadım. Üzgünüm Marvel eğer bir Lex Luthor yaratmak istiyorsan bir dahaki sefere Cin kılığına giripte kahramanların sevgililerini köprüden atan tescilli bir deliyi seçme. Sentry'e gelirsek artık iyice psikopata bağlayıp Asgard'ı yerle bir eder ve Ares'i ortadan ikiye böler (bak bu da çok saçma bir kahraman ölümü, liste oluşacak galiba).  En sonunda kahramanlar birleşip Sentry'e dalar ve Thor tarafından öldürülür. Marvel  tarzı soft reboot böyle oluyor işte, kayıt yasası kaldırıldı yeniden dirilen Captain America yasaya karşı çıkma nedeni olan devlet gözetimindeki süper kahraman  ekiplerinin başına geçti, Tony Stark hafızasından son iki yıl silinerek (tam İç savaş dönemi oluyor) geri döndü ve her şey yeniden eski haline döndü. İç savaş dönemi böylece kapanmış oluyor tabii kabak Sentry'nin başında patlatılarak. Ama tüm bu karanlık dönem Scarlett Witch ile başlamıştı orayı nasıl kapattılar  dersek...

Cyclops ve X-men'in Avenger'a ezilişi


   Yazıda Cyclops ile ilgili bir olayda  ciddileşmeye başlamıştık, kapanışı da onunla yapalım. Marvel'ın 2000 ve sonrası dönemini göz önüne aldığımda bence yapılmış en önemli hikayesi Avengers vs X-men'di. Ha, bu hikaye güzel demiyorum, hatta hiçte sevmediğimi baştan belirteyim, sadece çok önemli bir hikayeydi. Birçok açıdan Marvel'ın değişen dengeleri bu hikayede apaçık görülüyor. Aslında bu hikaye başlı başına bir incelemeyi hak ediyor çünkü daha kapsamlı bir şekilde şirketin yayın politikasına kadar irdelenmeli. Neyse ileride buna bir göz atmayı aklımın bir köşesine yazıp işin hikaye boyutuyla ilgileneyim. M hanedanlığındaki olaydan beri X-men'de vaziyet karışıktı, özellikle mutant soyunun kuruması ve soyu tehlikede bir türe dönüşmesi X-men'i etkileyen faktörlerin başında yer alır. Onun dışında X-men'i etkileyen bir diğer olay ise Profesör X üzerine yapılan retconlardı. Başından beri Profesör X ve Magneto farklı ideallerin destekçileri olarak sunulmuştu ama sonradan ılımlı bir görüşü destekleyen Profesör X'in geçmişte yaptığı tutarlılığıyla çelişkili hareketlerin ortaya çıkışı onun ideallerini benimseyenlerde bir şok etkisi yarattı. Bu hiçte fena bir değişim sayılmaz, özellikle ideallerini desteklediğiniz bir karakterin çokta temiz birisi olmadığını göstermek cesur bir hareket ama sonuçta çizgi roman dünyasını düşünürsek biraz fazla cesur oluyor ve beraberinde köklü bir değişiklik getirmiş oluyor. Yarattığı değişim en başında, Profesörün ideallerinin bir numaralı destekçisi ve sağ kolu olarak gördüğü Cyclops'u etkiledi. Cyclops, çizgiroman okurlarının büyük kısmının pek sevmediği "boy scout" olarak tabir edilen karakterlerin başında gelir. Türkçe anlamı izci çocuk olsa da aslında iyilik abidesi, herkese yardım eden, kural düzen adamı  gibi anlamları karşılar. Her ne kadar bu tür karakterler sıkıcı bulunsa da lider olarak kabul görüldüklerinden omuzlarındaki sorumluluk oldukça büyüktür ve özellikle süper kahraman ekiplerinin vazgeçilmezleridir. M hanedanlığı ve Mesih Savaşı olayları sürecinde, Cyclops'un ekip liderliğinden bütün mutant halkının liderliğine uzanan yolculuğunu izledik. Cyclops'un omzundaki sorumluluk yükü arttıkça gittikçe karakterinin de değişime uğradığını da bu süreçte gördük. Artık "boyscout"lıktan çıkıp daha tartışmalı kararlar almaya başladı, hatta aldığı bazı kararlar ciddi anlamda sorgulanması gereken kararlardı. Bu yapılan karakter değişikliği konusunda biraz kararsız olduğumu söylemeliyim, özellikle karakterlerin gerçek kimliğinin değiştirilmesinden pek hoşlanmam ama ortada değişmiş bir dünya ve bambaşka koşullar var, bu yüzden koşulların bu değişimin sebebi olduğunu göze aldığımda aslında oldukça iyi yönde bir değişim olduğunu söyleyebilirim. Bu yeni durum gayet iyi bir şekilde ilerledi tâ ki Schism hikayesine kadar. Schism, bayağı kötü bir fikir ve rezalet bir şekilde ele alınmış berbat bir hikaye. Büyük zorluklarla bir araya getirilmiş tükenmenin eşiğindeki mutant ırkını yeniden bölmek bana hâlâ çok saçma bir fikir olarak geliyor, işin daha vahimi ise ayrışma nedenlerinin mantıksızlığı ve ayrışan tarafların aptal motivasyonu fikrin ne kadar kötü olduğunu kanıtlar nitelikte. Bir tarafta iyice kalpsizleşen Cyclops, diğer tarafta hayatı boyunca sürüyle adam kesmiş ve zamanında yanında Kitty ve Jubilee gibi veletlerle maceralara girip sonra yok efendim çocuklar savaşa giremez diyen tutarsız Wolverine . Wolverine'in son yıllarda iyice saçma sapan bir karaktere dönüştürülmesi ayrı bir yazı konusu olur ama tek diyebileceğim Marvel onu olabildiğince sıradan bir karaktere çevirmek için elinden geleni yaptı, bence yakın zamanda öldürülmesi gayet iyi oldu artık durulmaya ihtiyacı vardı gerçekten. Schism saçmalığında ise mutantlar için iyice karanlık bir yer haline gelmiş bir dünyada çocukların gerektiğinde kendilerini savunmayı öğrenmesine karşı çıkmak onun gibi bir karakter için fena halde safça bir düşünce olur (Hey Wolvi! Xavier, Cyclops ve diğer orjinal X-men'e spandeks giydiripte Magneto'nun üzerine yolladığında daha 16 yaşındalardı).  Birde kötü adamlar olarak bacak kadar çocukları yeni Hellfire Klübü diye çıkartmalarından hiç bahsetmiyorum, onlar kadar sinir bozucu ve gereksiz kötü adamlar görmedim.  Bu aptal hikayeden sonra Wolvi tarafı Utopya'dan ayrılıp New York'a geri döner ve yukarıda bahsettiğim nalet kızıl kafanın adına bir okul açar. Bravo! Wolverine gibi yalnız kurt'u okul müdürü yapmak kimin dahiyane fikri acaba! Savaştan uzak olması gereken çocukların tehlikelere açık halde bir okula toplanmasına hiç değinmiyorum bile. 

    Her neyse sonuçta X-men bölündü Mesih Hope, Ütopya'da kaldı ve X-men'in belalısı Phoenix dünyaya yaklaşmaya başladı. Bunu haber alan Avengers hemen toparlanıp müdehale etme gereksinimi duydu, diğer yandan iyice tuhaflaşan Cyclops, Phoenix'in mutant ırkının kurtarıcısı olacağını düşünmeye başladı ve her iki tarafta Phoenix'in seçeceği beden olan Hope için mücadele etmeye başladılar. Eee, işte burada soru işaretleri başlıyor, öncelikle Phoenix gücü zaten ara ara X-men serilerinde görülüyordu bir anda uzaydan dünyaya geliş olayı nedir anlayamadım hemde bu görüldüğü sayılar çokta uzak geçmişteki sayılar değillerdi en fazla iki, üç yıllıktı (hatta yukarıda bahsettim Xorn-Magneto Phoenix'i öldürmüştü nasıl birden yine büyük bir tehdite dönüştü),  ikincisi Phoenix olayı daha öncede ortaya çıktı hatta mezardan kızılı bile kaldırdı (Phoenix-Endsong) o zamanlar Avengers'ın aklı neredeydi ve üçüncüsü Rachel Summers'ta Phoenix gücünün taşıyıcılığını yaptı neden Phoenix yeniden onu seçmiyor, Rachel Phoenix'çilik oynarken tehlike yaratmıyor muydu, madem Rachel Phoenix'i kontrol edebiliyordu neden kimse Hope'a yardım etsin diye öneride bulunmuyor, neden? neden? neden? offf, bu hikaye zerre kadar akla mantığa sığmıyor ama sonuçta Bendis ve Aaron gibi kendi kafasına göre devamlılık yapan adamlardan fazlasını beklemezdim. Neyse hikayenin boşluklarıyla ilgili sorunları incelemeye bırakıp, hızlıca Cyclops'un kötüleşmesine geçiyorum. Captain America, Ütopya adasına gelip Cyclops ile görüşmeye başlar ve kibarca Hope'u bize teslim et der. Ha ha ha, daha kısa süre önce ortaya çıkan Scarlet Witch'e hesap sormaya gelen X-men'e o bir Avengers siz karışamazsınız diyen Captain America idi. Steve sen adi bir riyakarsın. Tabii ki Cyclops reddedip optik ışın ile karşılık verir, sonrasında bir Hellcarrier dolusu Avengers Ütopya sahiline çıkartma yapar. Bu arada Avengers tarafında Wolverine'de vardır ama farklı bir amaçla Hope'u öldürmek için. Bunca zaman yuvan olan X-men'e karşı cephe aldın ve çocukları savaştan uzak tutacağım deyip adadaki çocuklara Avengers ile çıkartma yaptın. Wolvi sende riyakarsın ve adi bir satıcısın.  Hope adadan kaçar, Ay'a gidip  Phoenix'i karşılar ama kontrol edemez sonra Tony Stark bir makina ile Phoenix'i vurur ve beş parçaya ayrılmasına sebep olur ve her parça, Cyclops ve grubundaki dört  X-men üyesine (Emma, Magic, Colossus ve Namor) dağılır. Artık Phoenix beş kişidir ve dünyayı değiştirmeye giderler ve süpriz bir şekilde dünyayı eskisinden çok daha iyi hale getirirler. Cidden hareketlerinde hiçbir kötülük görmedim, esas Avengers sürekli onlara karşı saldırı yapan taraftı. Elbetteki hikaye bu şekilde ilerleyemezdi sonuçta Avengers'ın film hakları Marvel'daydı bu yüzden X-men haklı olamazdı yenilmesi gerekiyordu ama X fanlarını da  kızdırmamak gerekiyordu bu yüzden suçu beş günah keçisinin üstüne yıkma zamanı gelmişti. Önce Avengers, Hope'u kaçırmayı başarır sonra  Namor, Avengers'ın saldırılarından bıkıp onlara yardım ve yataklık yapan Black Panther'in krallığı Wakanda'ya saldırı yapar ve yenilip gücünü diğer dörtlüye devreder. Avengers, Hope'a  K'un  Lun'da kova taşıtıp kung-fu öğreterek Phoenix'e karşı hazırlarken... Allahım! bu  hikaye beynimi yakmaya başladı, Phoenix gücü her zaman telepatlarla ilgili bir güçtü hadi parçalandığında telepat olmayan dört kişiye dağılmasını da yedik diyelim ama gücü geri alsın diye kullanacağınız kişiyi neden telepatik yönden eğitmiyorsunuz, bir dakika! Avengers'ta böyle bir eğitim verebilecek telepat var mı? Tabii ki yok! Eee, Cap. başta senin planın neydi yav? Neyse bu noktada retcon yumrukları devreye girer, meğer Iron Fist'in güçleri Phoenix ile bağlantılıymış, Scarlet Witch'in güçleri Phoenix'e karşı etkiliymiş falan. Phoenix gücü saçma bir şekilde iki kişiye düşer ve diğer mutantlarda baş kaldırıp topluca son kalan ikiliye saldırır Profesör X önderliğinde (Xavier bu zamana kadar neredeydin? niye Hope'u sen eğitmedin? ) Saldırı gerçekleşir Cyclops gücün yetmeyeceğini anlayınca Emma'ya saldırıp bütün gücü kendine alır ve sonra Profesör'ü öldürür(ek bilgi Profesör mutantlar içinde en çok ölüp geri gelen kişidir). Cyclops bu olaydan sonra Dark Phoenix'e dönüşür ve Kung-fu öğrenen Hope ve Scarlet Witch'in birlikte çalışması sayesinde yenilir. Phoenix, Hope'un vücuduna geçer ve Scarlet Witch ile birlikte bu sefer "no more Phoenix" diyerek Phoenix'i yok ederler. Phoenix, yok olurken bütün dünyadaki mutant genini yeniler ve M hanedanlığında  başlayıp Mesih savaşı ile devam eden süreç böyle hayal kırıklığı yaratacak şekilde son bulmuş olur. Cyclops bütün suçu üstlenir ve hapse girer ve böylece Marvel'ın new 52'ye karşılık olarak hazırladığı "Now " dönemi başlamış olur.  Yine kahramanların birbirine kırdırıldığı, yine kötülerin elinin armut topladığı ve yine haklı tarafın haksız konuma düştüğü bir hikaye daha. Bu hikayede ciddi anlamda Cyclops'un kötü bir vukuatını görmedim. Namor, Wakanda'ya saldırdı, Magic ve Colossus kahramanları hapsetti, Emma bir tirana dönüştü ama Cyclops'un bir vukuatı yoktu sadece sonda mecbur kaldığından Xavier'i öldürdü ama Xavier zaten vadesi dolmuş bir karakterdi Mesih savaşında vurulduktan sonra ölmeliydi (onuda Bishop vurdu ama sonra X-men kontrol altındaydın deyip bağırlarına bastı ama hâlâ güncel sayılarda Cyclops, Xavier'i öldürdü diyenler var). İşin ironik tarafı Cyclops haklı çıktı ve Phoenix gücü mutant genini yeniledi (bu teknik olarak nasıl mümkün onuda çözemedim, gerçi silinişi de saçmaydı). Ama işin daha garip tarafı Cyclops, fikirlerini savunmaya devam edip bir devrimciye dönüştü ve marvel'ın sıradan halkı tarafından da destek görmeye başladı. Bunun okuyucular tarafından hiçte ilgi görmeyeceğini düşünüyordum ama fena halde yanıldım, Cyclops'un popülerliği ciddi biçimde arttı ve mutant popülerliği listelerinde ilk sırayı almaya başladı (Gerçi AvX'teki saçmalıklardan sonra bende tam bir Cyclops fanına dönüştüm itiraf ediyorum). 

Eveet böylece Marvel tarafında da saçma şekilde kötüye dönüşen kahramanlardan bahsetmiş olduk, yazıdan zevk aldıysanız ne mutlu bana. Artık şirketlerin kahramanları birbirine kırdırmayı bırakıp, kötü adamlar ile kahramanları savaştırmaya yoğunlaşmasını mut ediyorum. Ha ha ha, tabii ki öyle bir şey olmayacak daha yeni Axis'te kahramanlar tekrar birbirine girdi ve bir sonraki büyük crossover eventler de bunun sinayalini veriyor. Başka bir yazıda görüşmek üzere.        

Not: Yazıda Örümcek adamın filminin Avengers'tan ayrı olmasının iyi olduğunu yazdım çünkü uzun bir zaman sürecinde hazırlanmış bir yazıydı, kısa süre önce   Marvel ve Sony anlaştı biliyorum ama  hâlâ Örümcek Adam'ın Avengers'ta yer almasının iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum.

"Cobra"


Çizgiromanlarda Kahramanın kötüye dönüşmesi popüler bir şekilde kullanılan bir konsepttir. Genellikle kahraman kendi isteği dışında kötüye dönüşür, buna beyin yıkama, hipnotizma gibi şeyler sebep olur fakat bazen yazarlar o kadar tuhaf ve saçma sapan yöntemler kullanır ki hikayeler mantık sınırlarını aşıp ağızda çok kötü tatlar bırakır. İşin kötü tarafı bu hikaye kahramanın karakterizasyonuna yansıdığı için kahramanın geçmişinde kara bir leke bırakır. Sonra bu kara lekeyi temizlemek apayrı bir sorunu oluşturur.  Şimdi kişisel olarak en saçma bulduğum iyiden kötüye dönüşen kahramanlara bir göz atalım. Yazıyı hem DC hemde Marvel kahramanları üzerine yapacaktım ama liste fazlasıyla uzun olduğu için iki şirketi ayrı ayrı ele almayı uygun gördüm.  Bu yazıda DC kahramanlarından bahsedeceğim, bir sonraki yazı Marvel kahramanları üzerine olacak. Son olarak Alternatif evren hikayelerini listeye almadım, zaten alternatif bir evren olduğu için burada karakterizasyon hatası yapılması çokta ana evrendeki karakteri etkilemez, bu yüzden ana evrenle ilgiliniyoruz ve baştan uyarayım yazıda bazı hikayelerden ayrıntılı şekilde bahsedeceği için spoiler içerir.  

Raven ve Bayatlayan Kötüye Dönüşme Hikayeleri



Raven'in kim olduğundan Genç Titanları tanıtım amaçlı hazırladığım yazılarda bahsetmiştim. Trigon gibi boyutlar arası bir iblisin kızı olduğundan yaratılış amacının böyle bir hikaye potansiyeli barındırdığı belliydi ve ilk sefer kötüye dönüştüğü hikaye  gerçektende oldukça iyi bir hikayeydi ama çizgi roman yazarları evirip çevirip benzer senaryoları kullanmayı çok sevdiğinden herkes kendi kafasına göre bir kötüye dönüşen Raven hikayesi yazmaya hevesleniyor, sonuç olarakta bu iyice kabak tadı vermeye başladı. Yazarlar artık şu kızı bir rahat bırakıp daha orjinal fikirler üretmeye çalışın. Sıralamamızın ilk karakteri Raven, ilk iki seferde iyiydi ama üç, dört ve beşte sıkmaya başladı. Hafif bir girişten sonra daha ciddilere girelim.

Hawk'ın Monarch oluşu


Steve Ditko tarafından 1968 yılında yaratılan  Hawk ve Dove, DC'nin pekte bilinmeyen C sınıfı kahramanlarındandır, eğer Justice League Unlimited animasyon dizisini izlediyseniz bir bölümde yer almışlardı oradan hatırlayabilirsiniz.  Mistik bir varlığın verdiği güçler sayesinde zıt kişilikli Hank Hall ve Don Hall adlı kardeşler savaşı ve barışı simgeleyen Hawk(Şahin) ve Dove(Güvercin) kimliklerini alarak kısa serilerde ve diğer kahramanların serilerinde boy göstermişlerdi. 85 yılındaki Crisis adlı büyük event'ta Don ölünce kardeşide emekliye ayrılır ve Hawk ve Dove uzun bir süre ortalıkta görünmez. Seksenlerin sonunda karakterleri çok seven yazar Karl Kesel, kendisi gibi yazar olan karısı Barbara Kesel ile bu sefer Dove'un gücünü bir kadın karaktere vererek ikiliyi geri getirmeyi teklif eder. Dawn Granger adlı genç bir kadının Dove kostümünü devralmasıyla başlayan yeni seri süpriz bir şekilde ufak çapta bir başarı yakalayıp en uzun serisine ulaşır tâki Armageddon 2001'e kadar. Doksanlı yıllarda DC crossover eventları genelde özel bir sayıda başlayıp, dönemin yıllık sayılarında devam eder ve ikinci özel sayıda sona ererdi. 91 yılındaki eventta; uzak bir gelecekte (aslında o kadarda uzak değil 2001 yılında) dünya Monarch adlı bir despotun konrolü altına girmiş ve tüm kahramanlar onun tarafından öldürülmüştür. Monarch hakkında tek bilinen şey ise eskiden bir kahraman olduğuymuş. Monarch tarafından zaman yolculuğu deneylerinde kullanılan Matthew Rider dönüşüm geçirip Waverider adlı bir zaman yolcusuna dönüşerek geçmişe gider ve hangi kahramanın Monarch'a dönüştüğünü bulmaya çalışır. Waverider her kahramanın yıllık sayısına konuk olarak özel zaman gücüyle kahramanların olası geçmişlerini gözlemeye başlar. Bu yolculuk boyunca tüm ip uçları bu kahramanın Captain Atom olduğunu işaret ederken, Armageddon 2001'in özel sayısında bu kahramanın Hawk olduğu ortaya çıkar ve sonrasında büyük bir tartışmaya yol açar. Bulguların başkasını gösterip gerçek suçlunun başkası çıkması gizem öykülerinde bolca kullanılan bir şeydi fakat burada arıza bambaşka bir yerden. Orjinalinde Monarch'ın gerçektende Captain Atom çıkması planlanıyordu fakat bu plan, sayı çıkmadan önce dışarıya sızınca DC editörleri ağır bir hataya imza attılar Monarch'ın kimliğini değiştirirler. İşin vahim yanı o hikayede herkes Monarch olabilirdi ama bir kişi olamazdı ve o kahramanda Hawk'tı. Çünkü Waverider'ın kahramanların geleceğine baktığı yıllık sayılarında sadece Hawk ve Dove, Monarch'a karşı savaşırken gösterilmişti ve Hawk bu savaşta bizzat Monarch tarafından öldürülüyordu. Yani bunun anlamı Hawk kendi kendini öldürmüş oluyor, peki DC özel sayıda buna anlamlı bir açıklama getiriyor mu derseniz, mâlesef hayır. Event'ın son sayısında Monarch aniden geçmişe dönüp Dove'u kaçırır ve Hawk'ın gözleri  önünde onu öldürür. Sinirlenen Hawk, Monarch'ı öldürür ve başlığın çıkardığında kendi yüzünü görür, ölmek üzere olan Monarch kendi kendini yaratmayı başardığını söyler ki bunun nasıl bir zaman paradoksu olduğundan hiç bihsetmeyim. 



Neyse aslında gerisini anlatmaya gerek yok, Hawk çıldırdı ve Monarch'a dönüştü, iyi bir gizem öyküsü olacakken sağ gösterip sol vurmayı amaçlayan editörler yüzünden aptal bir zaman paradoksuna dönüştürülmeye çalışıldı. Süpriz olmayacak bir şekilde bu aptal değişim okuyucuları hiçte tatmin etmedi ve devamına hiç kimse ilgi göstermedi, böylece Armageddon 2001 DC tarihinde kara bir leke olarak kaldı. Tabii bu hikayeden sonra Hawk ve Dove serisinin devam etme şansı kalmamıştı, serinin yazarı Karl Kesel tüm bu fiyaskoyu şu şekilde özetler: "Hawk ve Dove bir aşk hikayesiydi, sonra bir gün Hawk çıldırdı ve Dove'u öldürdü".

Captain Atom'un Monarch oluşu



Evet yanlış okumadınız Hawk-Monarch fiyaskosundan sonra DC hatasını telafi etmeye çalıştı ve orjinal Captain Atom-Monarch fikrine geri dönmeye çalıştı fakat hikayenin havası kaçtığından kimse buna ilgi göstermedi. Hawk, Extant adında üçüncü sınıf bir kötüye dönüşüp (Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum, okumadım ama şahsen merakta etmiyorum) kötüye dönüşen bir başka kahramanın emrine girer (ona da sıra gelecek), sonrasında da ölür (o hikayede mi ölmüştü hatırlamıyorum artık ne kadar gereksiz olduğunu anlayın) çok sonra blackest night(en karanlık gece) hikayesinde Hank Hall geri döner (itiraf etmeliyim ki o hikayede kardeşi Don Hall'ın siyah fener yüzüğünü reddetmesi ve sadece yeniden dirilen Dove Dawn Granger'ın  yüzüğe karşı bir gücü olması oldukça ilgi çekiciydi). Atom'un Monarch oluşuna gelirsek, önce Extreme Justice adlı  pekte ilgi çekmeyen bir Justice League spin-off'unda sahte Captain Atom  kılığında ortaya çıkmış (bunu da okumadım ve düşünmüyorumda, Monarch'ın artık kimsenin ilgisini çekmediği ortada) ama seri başarısız olduğundan yayın durdurulmuş hemde bu sahte Monarch-Atom'un kim olduğunu tam olarak açığa kavuşturmadan. Sanradan bu Monarch olayı nasıl olduysa unutulmadı, burda DC ve Marvel arasındaki bir farktan bahsedeyim. Marvel bir hata yaptımı genelde unutturup üzerini örtmeye çalışır, DC'de ise yapılan hata üstünden uzun bir süre geçsede telafi edilmeye çalışılır ve genelde hatayı düzeltmek için yapılan hikaye daha beter sorunlar yaratır. Bu yüzden DC birkaç yılda bir evrenine sıfırlama yapıyor (bu yüzden Marvel'dan pek sıfırlama beklemeyin yapılan hatalar unutulup gidiyor bu kadar basit). Her neyse Captain Atom, Superman-Batman Halk Düşmanları öyküsünde dünyaya  yaklaşan meteoru durdurmak için şu harika yarı Superman yarı Batman robotuna binmiş (eğer bunun animasyon filmini izlediyseniz Batman robotu kullanıyordu) ve kendini feda ederek radyasyonu durdurmuştu. Ama o hikayede Captain Atom aslında ölmüyor Wildstorm evrenine gidiyor (orada geçirdiği zamanın hikayesini okumadım ama oldukça iyi olduğunu duydum) tekrar DC evrenine dönüşü ise Battle for Bludhaven hikayesinde oluyor ama bu pekte iyi bir hikaye değil ve anlatmak bayağı uzun sürer ama her nasılsa o hikayede Monarch zırhına bürünmüş bir şekilde bulunur. Ama olaylar tam olarak orada çözülmüyor, Monarch-Atom esk düşmanı Major Force'u öldürüp kendinide patlattıktan sonra soluğu Countdown to Final Crisis hikayesindeki bir paralel evrende alır. Bu sefer tamamen kötü olan Monarch paralel evrenlerden kahramanları toplayıp battle royal tarzı savaşlara soktuktan sonra sağ kalanlarla başka bir paralel evreni işgal etmeye çalışırken o evrene gelmiş ve kötüye dönüşmüş başka bir süperkahraman (bundan da bahsedeceğim) ile savaşıp ölür (yazarken bile tuhaf geldi sizlerin de anlamasını umut ediyorum). Nalet olsun Monarch'ın kaderi kendisi gibi saçma sapan kötüye dönüşen kahramanlar tarafından ölmekmiş hep, neyse evren sıfırlandı umarım yeni 52 evreninde Monarch görmeyiz.   

Maxwell Lord Karmaşası



Listenin bu seferki ismi biraz daha farklı bir kişi oluyor, Maxwell Lord seksenlerin ortalarında yaratılmış bir iş adamıdır. En büyük özelliği o dönem daha mizahi bir dilde yazılan Justice League International adlı ekibi bir araya getiren kişi olmasıdır. Ekibin bir nevi finansörü ve halkla ilişkiler sorumlusu olan Lord, süperkahramanlar arasında bir yan karakter görevi gördü. Sonrasında Invasion! adlı hikayede telepatik güçler kazandırıldı, doksanlarda ise kısa süreli  ufak tefek dergilerde arada bir göründü. Neredeyse DC evreninden tamamen silinmişken 2000'li yıllarda farklı bir yönde kullanıldı. Uzun zaman Lord'un yakın dostlarından biri olmuş olan Blue Beetle Ted Kord, süperkahramanlara karşı sistematik bir komplo hazırlandığını keşfeder. Hikayenin sonunda Kord komployu kimin hazırlandığını bulur yıllardır Justice League'i destekleyen Maxwell Lord. Aslında normal şartlarda iyi bir twist olabilirdi ama ortada bazı uyuşmayan şeyler var, Lord'un birlikle olan eski bağlantısı aslında etkisizleştirmek içinmiş gibi bir retcon'a dayandırılıyor fakat Lord o dönemler gerçektende birliği önemsiyordu ve daha ilginç bir açıklamada ise Lord'un motivasyonunu süpergüçlü insanların normal insanlar üzerindeki hakimiyetini kaldırmak olarak gösteriyorlar ama bu durumda kendisi zaten telepatik güçlere sahip olduğundan tamamen çelişkiye düşmüş bir duruma sokuluyor. İşin daha beteri ise devamlılık hatasıda var, bahsettiğim ara ara göründüğü kısa ömürlü yayınlarda bir androide dönüşmüştü, bu durum tamamen görmezden gelinerek bu hikaye yazılmış oldu. Her neyse Blue Beetle ölmeden önce Lord'un Şahmat örgütünün lideri konumuna yükseldiğini ve Batman'in süperkahramanlar kötüye dönerse diye hazırladığı Brother adlı uyduyu çalar ve OMAC projesini hayata geçirmeye çalışır. Kısmende başarılı olur, uzun yıllar boyunca kahramanların yanındayken sürekli aslında Superman'i telepatik güçleriyle ele hükmü altına almaya çalıştığı şeklinde bir retcon yapılır. Sonunda Superman'e hayali olaylar göstererek sanki  sürekli Lois'i Brainiac ve Darkseid gibi düşmanlarının tehditinde sanmasına sebep olur. Superman'de Darkseid,Brainiac olarak gördüğü şekillere saldırır ama aslında saldırdığı kişi Batman çıkar. Bunun üzerine yapılan zihin taramasında Superman'e bunları yapanın Maxwell Lord olduğunu tespit ederler. Wonder Woman, Maxwell Lord'u yakalamaya gider fakat Lord'un yanında tamamen kontrolü altına girmiş Superman vardır. Tüm gücüyle saldıran Superman'i durdurmak için tek yol olduğunu gören Wonder Woman, Maxwell Lord'u boynunu kırarak öldürür. Böylece Lord bir oldu bittiye getirilip kötü oldu ve öldürüldü fakat sonrasında oluşan esas hikayeyi göz önüne aldığımızda küçük bir piyonluktan başka bir görevi yoktu, keşke daha iyi bir şekilde ele alınsaydı. Peki tüm bu karmaşaya nasıl bir açıklama getirildi  dersiniz, onun cevabı listedeki bir sonraki kişide.


Superman-Prime ve Retcon Yumruğu




Listede alternatif evrenin Superman'i olmayacak dedim ama Superman ne yaptı etti yinede kendini listeye sokmayı başardı çünkü bu alternatif evren Superman'i olsada ana evrenede bulaşmayı başardı Superman-Prime. Gelelim hadisenin nasıl geliştiğine; Superboy-Prime, 85 öncesinde  yaratılmış earth-prime adlı evrenin superboy'udur. O zamanki paralel evrenlerde earh-prime teknik olarak bizim dünyamız oluyordu, yani şu an üzerinde yaşadığımız dünya ve bu dünyada tüm DC kahramanları birer çizgiromandan ibaret, Superboy-prime ise bu evrende Clark Kent adında bir çizgiroman fanı. Bir gün Superman bu evrene gelir ve bu çocukla tanışır ve süpriz bir şey ortaya çıkar bun Clark Kent adlı çocukta Superman'in güçlerine sahiptir. Bu Superboy'un ortaya çıkışından kısa süre sonra Crisis hikayesi ortaya çıktı ve earth-prime'ın olduğu evren Anti-Monitör tarafından yok edildi, yani teknik olarak bizim evrenimiz yok edilmiş oluyor (Aa hiç haberlerde okumadınız mı ?). Biliyorum biraz karışık bir şey, bir tür dördüncü duvar analogu gibi bir vazfe görüyordu Earth-prime, umarım açıklayabilmişimdir.  Neyse Superboy-prime bu yıkımdan kurtulur Anti-monitör ile yapılan savaşa katılıp kalan son evren kurtarılır. Fakat birleştirilen tek evrende bir yeri olmayan Superboy-Prime kendisi gibi evrensiz kalan dört kişi ile birlikte bir tür paket boyutta yaşamaya gider. Tatmin edici bir sondu tâki yıllar sonra bir devam hikayesi yazılana kadar. Öncelikle Infinite Crisis(Sonsuz Kriz) harika bir öykü bunu baştan belirteyim, umarım günün birinde el atabiliriz. Hikayedeki önemli bir nokta Superboy-prime'ın kötüye dönüşmesi ve teoride işe yarar bir fikir çünkü uğurlarına her şeyi feda ettikleri evrende bir sürü kötü şeyler oluyor ve kahramanlar yollarını sapıtmaya başlamıştı ama uygulama malesef iç açıcı değil. Karanlık ve trajik bir kötü adam olacağına, aşırı güçlü ve sürekli kahramanların doğru düzgün insanlar olmadığı üzerine yakınan bir psikopat olarak yansıtıldı. Neyseki ortağı çok daha ilgi çekici bir kötü adamdı ama spoiler olmasın diye ondan bahsetmiyorum. Bu hikayeden sonra Sinestro Birliği savaşında yer aldı, bu hikayede oldukça iyi bir hikaye Geoff Johns karakteri kötüleştiren kişi olsada yine efektif bir şekilde kullanmayı bir tek o başarıyordu ama başkaları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Countdown to Final Crisis adlı berbat hikayede bir tür yasal sorunlardan dolayı olgunlaştırılıp Superman-prime adını aldı ve tam bir psikopata dönüp katliamlar yapmaya başladı ve bir alternatif evrende Monarch (Captain Atom versiyonu) ile karşılaşıp dövüştüler ve tüm evreni yok ettiler. Neyse Countdown zaten fazlasıyla karmaşık ve kötü bir hikaye bu yüzden ondan bahsetmeyim hiç, işin özü Superboy-prime'ın kötüye dönüşmesi iyi bir fikir olarak başladı fakat yanlış uygulamalarla kötü bir sonuç elde edildi.   Gerçeklik yumruğu olayıda, tek evrende yaşananları izledikleri gerçeklik duvarını yumruklamasından ortaya çıkmış bir durumdu. Ben buna Retcon yumruğu adını taktım, bu yumruktan sonra oluşan karmaşalar DC evrenindeki bazı olayların değişmesine sebep oldu. Sonrasında oluşan tüm devamlılık sorunları bu yumruklamaya bağlandı. Bunu Grant Morrison bile bir ropörtajında " Bu gerçekliği yumruklama olayı hepimizi kurtaran şey oldu, yaptığımız her devamlılık hatasını bu olaya bağladık, iyide bu olay geçmişte böyle oldu diyenlere hayır artık öyle olmadı çünkü Superboy-prime gerçeklik duvarını yumrukladığı için her şey değişti açıklamasını kullanma şansımız oldu." şeklinde anlatmıştı. İşin komik tarafı Marvel bu fikirle iyi kafa bulduysa da kendiside benzer bir şeyi kullanmaktan hiç çekinmedi Age of Ultron(Ultron Çağı) hikayesinde Wolverine'e zamanı kırdırttı. Gülme komşuna gelir başına derler, sonuç olarak Superboy-prime'ın kötü olduğunda kişiliğinin daha iyi bir şekilde ele alınmasını dilerdim .    

Mary Marvel 



Yine iyi fikrin kötü şekilde ele alınmasıyla devam edelim. Mary Marvel, Captain Marvel'ın kız kardeşidir ve onada büyücü Shazam tarafından aynı süper güçler verilmiştir. Grant Morrison Final Crisis hikayesini yazarken Mary Marvel'ı kötüye dönüştüreceğini belirtmişti fakat Mary kendi isteği dışında kötü bir gücün etkisiyle kötü olacaktı. Ama diğer yazarlar bu fikri Countdown hikayesinde de kullanmak isteyince sıkıntı başladı. Countdown'ın başlarında güçlerini kaybetmiş olan Mary (bu öncesinde geçiyor biraz uzun bir hikaye ama o kadarda önemli değil güçlerini kaybettiğini bilin yeter) eski düşmanı Black Adam'a yeniden güçlerini elde etmek için yalvarır ve Adam'da ona kendi güçlerinin bir kısmını verir fakat bu güçler Mary'i daha da agresif bir karakter haline getirir ve bir takım saçma sapan olaylar sonucunda Eclipso'nun kontrolüne girer ve Darkseid'in kölesi olması için Apokolips'e götürülür. Fakat burada kendisine gelir Apokolips'ten kaçar ve sorunun güçlerinde olduğunu görerek Eclipso ile dövüşürken tüm gücünü harcayarak hem Eclipso hemde kötü etkiden kurtulur. Sonra yunan tanrılarına ve amazonlara yardım ederek yeniden eski iyi güçlerine tekrar kavuşma hakkı elde eder. Buraya kadar herhangi bir sorun yok şimdi sorunun başladığı yere gelelim Mary amazonların adasından evine döndüğünde birde ne görsün Darkseid koltuğa oturmuş onu bekliyor. 



Darkseid'in birinin evine girip koltuğa oturup beklemesinden o hikayenin ne kadar kötü olduğunu çıkarın artık, ayrıca üç tane kötüye dönüşmüş kahramanı içererek bir rekor kırmış oluyor. Sonrasında konuşarak Mary'e kötülüğün ne kadar harika bir his olduğunu anlatır ve daha birkaç sayı önce dersini almış olduğunu zannettiğimiz Mary Marvel onun bu sözlerine inanarak yeniden kötüye dönüşür. Grant Morrison Final Crisis'i yazarken Countdown'ı tamamen inkar etsede bunun verdiği kötü tadı unutmak mümkün değil ve hikayedeki berbat Mary Marvel kostümü hiçte yardımcı olmuyor:


Mary Marvel,  kostümüne mi ağlayım yoksa Darkseid'i birinin evinde koltuğa oturmuşken görüşüme mi ağlayım bilemiyorum (aslında daha öncede görmüştümde bu başka bir yazının konusu olsun).  Şimdi DC içinde en fazla tartışma yaratan iki kişiye geçelim, onları sona sakladım.         


Hal Jordan ve uzaylı böcek Parallax    



 Hal Jordan'ın Parallax'a dönüşme hikayesini herkes duymuştur herhalde ama ayrıntısı ne kadar anlatıldı bilmiyorum bu yüzden ben dilim döndüğünce anltmay çalışayım. Yeşil Fener teması birçok potansiyel barındırmsına rağmen malesef uzun yıllar etkili bir şekilde kullanılamadı, yüzüğü farklı karakterlere kullandırma nedenlerinden biride budur. Doksanlarda da Yeşil Fener yine yeterince ilgi görmeyen bir yayındı ve kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Yazarlar büyük ölçüde sorunu sıkıcı bir karakter olarak gördükleri Hal Jordan'da görüyorlardı ve gepgeniş Yeşil Fener birliğini efektif bir şekilde kullanamıyorlardı. Superman'in ölümü ve dönüşü hikayesi sırasında Hal'ı şehri Coast City Mongul ve Cyborg Superman tarafından yerlebir edildi. Bu acaba karaktere daha fazla derinlik katmak için yapılsada sonradan bu fikirden vazgeçilip Hal'dan tamamen kurtulma fikri uygulanmaya başlandı hemde yanında Yeşil Fener birliğinide götürerek. Hal önce yüzüğüyle şehrin bir görüntüsünü yaratır fakat yüzüğün enerjisi bitince şehir ortadan kaybolur bunun üzerine daha fazla enerjiye ihtiyacı olduğunu anlar fakat yüzüğü kendi çıkarları için kullandığından kurallara aykırı davranmıştır bunun üzerine Hal iyice kafayı sıyırıp merkez bataryanın tüm gücünü almaya kafayı takar ve Oa'ya doğru yola çıkar. Emerald Twilight adlı bu öyküde Hal kendisini durdurmak için önüne çıkan her yeşil feneri yenip yüzüğünü çalar ve onları uzay boşluğunda ölüme terk eder. Oa'ya muhafızların karşısına çıktığında bir süprizle karşılaşır, muhafızlarda ona karşı son kozlarını oynayıp Sinestro'ya yeşil fener yüzüğü vererek Hal'ın karşısına çıkarırlar. Dövüşü Hal kazanıp Sinestro'yu boynunu kırarak öldürür, cidden boyun kırmak DC kahramanlarının öldürme yöntemi gibi bir şey herhalde WW, Maxwell Lord'un boynunu kırdı, Superman man of steel filminde Zod'un boynunu kırdı. Sloganda belli "DC comic: boyun kırmak bizim işimiz". Neyse Hal, Sinestro'yu öldürdükten sonra birde üstüne Kilowog'u öldürdü (yok onunda boynunu kırmadı, onunkini kırmak kolay olmazdı), sonra merkez bataryasına girip bütün enerjiyi kendine çekti. Muhafızlardan Ganthet son bir yüzüğü kurtarıp dünyada önüne gelen ilk kişiye yani Kyle Rayner'a iletir. Bu arada Hal'ın işi daha bitmemiştir, artık Parallax adıyla anılırken güçleriyle bütün gerçekliği değiştirerek yeni bir evren başlatmaya çalışırken (Zero Hour hikayesi oluyor ve Monarch Hawk ona yardım ediyor bu hikayede) kahramanlar tarafından durdurulur. Kyle, ilginç kişiliğiyle Yeşil Fener yayınına ilgiyi arttırdıysada fanlar hâlâ Hal Jordan'a yapılanları unutmamıştır, bu yüzden DC, Final Night adlı bir crossover hikayesi yayınlar ve bu hikayede kendini feda ederek güneş yiyiciyi yok eder. Sonrasında intikam meleği Spectre'nin yeni vücudu olarak seçilir ve bu şekilde kahramanlığa devam eder.2005 yılına gelindiğindeyse Yeşil Fener yayını yeniden durdurulmanın eşiğine gelmiştir, Geoff Johns serinin başına geçer ve seriyi yeniden yapılandırır, retcon yumruklarını çalıştırarak. Rebirth(Yeniden doğuş) hikayesinde Hal Jodan'ın Paralax hikayesini şu şekilde retconlar. Paralax aslında korkunun şekil bulduğu böcek şeklinde bir güç varlığıymış, yeşil fenerlerin güçleri iradelerinden geldiğinden korku iradenin en büyük düşmanıymuş bu yüzden seneler önce korku varlığı Paralax yeşil fenerlerin merkez bataryasına hapsedilmiş, onun saflığı bozan etkisi ayrıca yeşil fener yüzüklerinin sarı renge olan zayıflığınında nedeniymiş. Hal, Coast City'i kaybedince korkunun etkisine girmiş ve Paralax'ın hakimiyeti altına alınmış. Rebith'te Parallax yeniden ortaya çıkıp yeniden Hal'ı etkisi altına almaya çalışır fakat başaramayınca Ganthet'i ele geçirir (bu arada Sinestro'da yeniden canlanır) ve yeniden yüzüğüne kavuşan Hal Jordan ve diğer dünyalı fenerlerle sevaşıp yenilir ve herkes de bu öyküyü kabul edip Hal'ı bağrına basar (itiraf etmeliki Johns Hal'ın öldürdüğü zannedilen fenerleride geri getirerek affettirir, tabii sonra hikayelerinde hemen hemen hepsini öldürür o ayrı konu). Yani sonuç olarak her şeyin nedeni dev bir uzaylı böcekmiş... bana tamamen mantıklı geldi.


Cassandra Cain-Katil Batgirl Skandalı



Ve DC'de en fazla tepki gören kahramandan kötüye dönen kişiye  geldik. Hal Jordan zaten geçmişte pekte enteresan değildi kötüye dönüşmesi çokta tepki görmedi ama Cassandra Cain'in kötüye dönmesi başlı başına bir olay oldu. Cassandra Cain, suikastçiler birliğinin liderlerinden olan David Cain ve  ölümcül dövüş yeteneklerine sahip Lady Shiva'nın kızıdır. Babası tarafından sadece vücut diliyle konuşabilen bir ölüm makinesine dönüştürülen Cassandra Cain, ilk cinayeti sırasında kurbanının vücut dilinden ne kadar çok acı çektiğini anlar ve öldürmemeye yemin eder. No man's Land hikayesinde Komiser Gordon'u kurtaran Cassandra, yetenekleriyle Batman'in ilgisini çeker ve kaos içindeki şehri kurtarmak için Barbara Gordon'un Joker tarafından vuruluşundan beri boş olan Batgirl üniformasını taşımaya başlar.  Batgirl yayını uzun bir süreçten sonra yeniden yapılanmak için durdurulur, o sırada DC serileri Infinite Crisis'ten sonra bir yıl sonra adıyla yayına başlar. Robin'in bir yıl sonra yayınında bir cinayet öyküsü başlar, Tim Drake bir cinayet kumpasının içine düşmüştür  ve  tüm izler bunu yapan olarak Cassandra Cain'i göstermektedir, herkes bunun bir aldatmaca olduğunu düşünürken katil gerçektende Cassandra çıkar hemde suikastçiler biliğinin başındaki kişi olmuştur. 



Nedeni hakkında ise kimse hiçbir açıklama yapmamıştır, bu saçmalık elbetteki fanların büyük tepkisini çekti ve en sonunda retcon yumrukları çalıştırılarak Cassandra'nın babası ve Deathstroke'un karıştığı bir tür hipnotizma olayı işe karıştırıldı ama karaktere verilen zararı pekte karşıladığı söylenemez sonrasında zaten Batgirl kostümünü Stephanie  Brown'a geçti. Bu hikayeye imza atan Adam Beechen bile Cassandra hakkında pek bir şey bilmediğini, editör emriyle bu yönde hikayeyi yaptıklarını itiraf etti. Aslında bu olayların neredeyse tamamı editör yönlendirmesi yüzünden oluyor, yani editörler aslında böyle saçmalıkların olmaması için çalışmalı tam tersine gölge yazarlık yapmamalı. Bir sonraki yazıda Marvel tarafındaki saçma sapan şekilde kötüye dönüşen kahramanları ele alacağım, görüşmek üzere.                  
              
"Cobra"